Hasret ve kalbi muhabbetlerimle ; selam olsun sizlere.
Biricik olanım, boynu büküğüm, mahzun Libya'mızda yaşadığımız sancılı günleri , dilim döndüğünce ifade etmeye çalıştığım 'Yeniden Doğmak' başlıklı yazımla , ruhumuzu daha fazla hüzne ve endişeye gark etmeye razı gelmedi gönlüm.
( İç ses : Hatta öyle ki ; okuyunca tuhaf bir çelişki kondu sineme. Akıl yorucu, can acıtıcı. Tuhaf bir endişe de var içinde ..
Bir yanım , kulaklarımı tırmalayan, yırtıcı bir çığlıkla : keşke yazmasaydın,hem sen hem sevdiklerin okudukça üzülecek, daralacak diye suçlarcasına üzerime üzerime gelirken, diğer yanım müthiş bir inanç ve sekine eşliğinde : iyi ki yazmışsın dedi. İnsan nisyandı ne de olsa... Yazarken de niyetim belliydi hadd-ı zatında ; ruh terapisi..
Ve ben her zaman olduğu gibi 'iyi olanı' dinledim. Haklıydı çünkü..
Zaman mefhumu, tek nefeste vakumlayıp, silebilirdi bazı kesitleri. Unutabilirdim yaşadıklarımın her salisesini. Durması iyi belki. Ne zaman ki Aslolan'ı flulaştırıp, fuzuli meşgalelere takılacağım , ne zaman ki fani mevzulara yok yere canımı sıkacağım ; bu yazıyı okuyayım . Okuyup, her harfini ince ince anlamalıyım ki içersinde bulunduğum şartların ve anın kıymetini idrak edip, huzurla dolayım.
Şükrüm ve sevdam pırıl pırıl dirilsin içimde. Silkelenip, griye ait olan, aşkımı ve şükrümü yıpratan ne varsa gayya kuyularına yuvarlayayım. İnadına ; daha kuvvetli bir enerji ile yeniden , yeniden ve yeniden doğayım... Ben buyum çünkü. Aslım, özüm bu ; Sevgi ve cıvıltı böcüğü :)
Epeydir gelip yazasım vardı zaten. Şöyle can-ı gönülden doya doya haykırasım. Kabarmış da kabarmış harflerim, kelamlarım. En aşkın, en dolu, en hasretli haletimle buradayım! (Uyarayım:)
Bloga bir iki satır da olsa yazamadığından sebep
mütemadiyen homurdanıp duran ' İçimdeki Pepela'yı ' susturamadım . En nihayet ; ' Vira Bismillah ' dedim ve geldim. Nitekim taşmış vaziyette hasbihale olan özlemim. Mutlu ve umutluyum ..
Yanıtlamam ve geri dönüş yapmam gereken yüzlerce mail / mim / mesaj ve şükranlarımı bizzat iletmem gereken 'özel' dostlarım olduğunu pek ala biliyorum..
Hepsine geri dönememiş olmanın vermiş olduğu huzursuzluğu yadsımam mümkün değil.
Yazdığınız her satır , bazen kahvemi yudumlarken, bazen alışverişteyken , bazen günlük hayatın ritmine kapılıp gitmişken ve dahi uyurken ; kah beynimden kah yüreğimden, tüm tazelikleri ile çıkıp geliyorlar yanı başıma. Sıcacık halleri ile ruhuma akıp, tarifsiz bir huzurla sarmalıyorlar benliğimi.
Güzel dostlarım benim! Güzel yüreklilerim..
*Kadınlar Kulubü Yönetimi , Sayın Kazen ve oradaki değerli arkadaşlarıma da kalbi şükranlarımı sunuyorum.
(Nerede olduğumu , ne yaptığımı , beni ve ailemi merak eden / mütemadiyen arayıp soran , bloglarında her daim bizi anan, ince ve kadirşinas arkadaşlarımın gönlünden öpüyorum. Bu vesile ile sıcacık gönüldaşlarımızla tanıştım. Şükürler olsun)
Yakın zamanda aldığım duru maillerden biri ,beynime daha fazla arayı açmamam gerektiği sinyalleri verdi.Şöyle diyordu:
: Ben cafepepela`yi taa Amerikalardan takip etmeye calisan mutfak duskunu bir genc kadinim.
Diyecegim o ki, artik geri gel lutfen :) Yasadiklarini satiri satirina defalarca okudum, zor zamanlardan gecmissiniz ama biz de senin tatli sohbetini, tariflerini cok ozledik n`apalim :)
Baki muhabbetle )
Birilerinin sizi beklediğini / özlediğini bilmek süper bir duygu ..
Sunduğunuz dostluk ve samimiyet karşısında , cümlelerim ; yüreciğimde beslediğim alamet hislerin tercümesinde kuru / kifayetsiz / cılız kalabiliyor.
Nasıl kalmasın ki? (Alın işte çenem açılmaya başlıyor :)
Birbirimizi görmediğimiz, derinden tanımadığımız halde 'bloga başlamadan evvel öncelikli amacım olan: 'Hakiki Muhabbet ve Dostluk' rüzgarına kapılmış, içimizi titreten bir sevda ile yoğrulmuşuz. Ebedi davamızın bir parça da olsa gerçekleşmiş olması, sonsuz bir haz ve huzur püskürtüyor ruhuma ...
Tüm bu gelişmelerin ve birlikte yakaladığımız nadide iletişimin en zengin sebebi : O'nun sevgisi.
( Oscar Wilde der ki : '' Bize sevgi gösterildiğinde, aslında buna layık olmadığımızı unutmamalıyız. Kimse sevilmeye layık değildir. Tanrı'nın insanı sevmesi, ideallerinin ilahi düzeninde, sonsuz sevginin, sonsuza dek değersiz şeylere gösterileceğinin yazılı olduğunu kanıtlar. Eğer bu sana ağır geldiyse, şöyle de diyebiliriz : Herkes sevgiye layıktır, layık olduğunu düşünenler dışında .Sevgi, diz çökerek yapılan bir eylemdir. Sevgiyi alan kişinin dilinde ve yüreğinde '' Domine, non sum dignus ''
''Ya Rab! Ben layık değilim..'' sözleri olmalıdır. )
( Biliyorum, biliyorum. Bu sihre müdahil olmayan yahut bizleri iyi tanımayan arkadaşlarım için tüm mezkur cümleler sevimsiz ve gereksiz gelebilir. Sıkabilir.. Lakin inanın işin aslı öyle değil. Bu çıkarsız sevgiye dair bir iki kelam etmezsem, rahat etmeyeceğim. İçimdekileri dökmezsem, hasta bile olabilirim :) Böyle garip bir bünyeyim. Yazmak ve konuşmak benim terapim. Bütün teraziler böyle mi dersin ? )
_____________________________________________________________________
Son yazımda eklediğim güncel 'de olduğu gibi, Türkiye'deyiz hala . Sevdiceğimin memleketi Şehr-i Kayseri'nin- tadını çıkarıyorum. Şükürler olsun çok iyiyiz.
Bir de mevsimlerin gözbebeği olan ; baharın gelmesi bal-kaymak oldu üstüne. Tüm gri enerjimi kovaladım gitti! Yerine her zaman ki gibi rengarenk, cıvıl cıvıl bir neş'e geldi .
Bu fırsatı kaçırmamalı dedim ; geçtim Erciyes manzaralı penceremin önüne. Çektim '' All Decor '' dergimi masamın üstüne ve hazırlayıp kahvemi, aldım klavyemi elime.. :)
Nasıl özlemişim ya Hu nasıl nasıl !.. Kıpraşıp duruyor içerim. İlk defa yazıyormuş gibi pıt pıt atıyor yüreğim. Her cümlemde ; deliler gibi coşuyorum sanki. Ve anlıyorum ki : Blogumda ' Saçmalamak ' dahi beni mutlu ediyor :) Gerçekten!
( Yine İç Ses: Öznur kardeşim blogların kapatıldığını haber verdiğinde dumura uğradım.
''Blogun mahkeme kararıyla neden kapatılmış olabilir ki? '' diye merak edip , yurt içi ve yurt dışından beni arayan dostlarımın endişesi de tasviplemiş oldu bu durumu. Ne diyeyim: Pes!..'
Sayın Yaz Blogcu ' dan gelen şu mesaj her şeyi özetliyor aslında :
''Merhabalar, Bizi, bu iletişimden alıkoyan; doğamızda olan yazma ihtiyacımızı engelleyen bu zihniyeti ve bu zihniyetten doğan her türlü yaptırım araçlarını şiddetle kınıyorum. Anlatma isteği, insanda doğal bir eğilimdir. Çocukluk döneminde ağlama, bağırtı ve el yüz hareketleriyle görünürlük kazananan bu istek, sonradan dil aracılığıyla konuşma ve yazma şeklinde belirir.İnsanoğlu varlığını belirtmek için konuşma ve yazma unsurlarından birine başvurmak ihtiyacını duyar. İnsandaki konuşma ve yazma ihtiyacı; kişisel, toplumsal ve uğraşsal zorunluluklar şeklinde tezahür eder. Bu bağlamda, yazmak; dünyayı tanımak ve onu dost hale getirmekse, çalan çanlara kulaklarımızı tıkayamayız. Çalan çanlarda, kendi sesimizin yankılarını duymamız gerekir. Çevremizdeki çirkinlikleri, haksızlıkları ortadan kaldırarak, onları değiştirip düzelterek, dünyayı dost hale getirebiliriz. Haksızlıkların yok edilmesi, çirkinliklerin giderilmesi, toplumda bir saygı dengesi yaratır. Bu nedenledir ki, yazmaya katılmış her insan, öbür insanlardan daha ağır bir sorumluluk yüklenmiştir. Böyle bir sorumluluk yüklenme de yazarı, toplumun sözcüsü haline getirir. Bu bağlam da, bizler de yazdığımıza ve dolayısıyla bu gruba dahil olduğumuza göre, üstümüze düşeni seve seve yerine getirmeye hazır mıyız? Recep Altun Kaman-Kırşehir
Yüreğinize sağlık Sayın Recep Altun Kaman.
Her ne kadar malum sebeplerden ötürü blogumuza ara verip, sizlerden bir müddet müsaade istesem de bu yasak hepimiz gibi benim de hoşuma gitmedi. Pek sevimsiz, pek adaletsiz geldi. Hayır beni boş veriniz. Empati yapıp, kendimi senelerdir blog yazan, dehşetengiz bir emek sarfeden blogdaşlarımın yerine koyuyorum. Bu gerçekten moral bozucu.
Hiçbir açıklama, bu yasağı gerekli kılamaz. Blog yasağı : Özgürlük kavramını paramparça etmek , nice potansiyel şairi / yazarı / sanatçıyı susturmak demek.Dilerim tez zamanda 'adalet' konuşur da düzelir bu durum.
Madem hasbihale başladık, devamını da getirelim biiznillah...
Blog tutmak, - adab ve saygıdan uzak durmadığımız müddetçe- son derece keyifli bir meşgale. Dünyanın dört bir yanından edindiğiniz dostlarla bir aradasınız. Aranızda 'kuvvetli bir bağ' mevcut. Bir yer oradaki insanlar kadar iyidir. Muhabbetimize ortak olarak, samimiyetleri ve sevgileri ile bizi ihya eden tertemiz dostlarımın da tesiri çok ...
Hakeza ; 10 ay olmasına rağmen, günde binlerce misafir ağırlar olmuşuz.
(İstatistik mevzunu çok sonra öğrendim. Blog arkadaşlarımdan birinin mimi ile haberdar olmuştum.
Ve itiraf ediyorum bu durum, bende sevinçle birlikte tuhaf bir korkuya sebep oldu... :)
Ben, yazarken birkaç dostumla toplanıp, tatlı sohbetler ediyormuşuz gibi tahayyül ediyorum. Aksini düşündüğümde, hakikaten lönk diye kalabilirim çünkü. Kendi halinde yazan, çizen, naçizane paylaşımlarda bulunan, tek derdi aşk ve muhabbet olan bir kulum işte..
Blogumu çok çok okunayım, herkesçe bilineyim gibi hubb-u cah odaklı kaygılarla değil ; gerçekten mutlu olduğum ve bu fani dünyada , baki dostluklarla kavrulduğum için tutuyorum. Aileme, mutfağa, hayata, dostlarıma aşık olduğum için... Hiçbir çıkar gözetmeksizin.. Heves ve huzurla..
İlgi ve desteğiniz , hakiki sevginiz beni inanılmaz mutlu ediyor..
Yüreğimden eksik olmayın inşaAllah!..
___________________________________________________________________________________
Kayseri Hatırası :)
Geçenlerde Kayseri Park'ta sinema keyfi yapalım dedik Mr. Pepela'mla ..
(Film: Ben Dört Numara:) Çıkışta aynı katta / hemen asansörün yanında bulunan ilan ve broşürler çekti dikkatimi. Ne yapayım,çok seviyorum onları okumayı :)
İki-üç tane alıp arabaya geçtim.
Bir yandan ' İdir' dinliyorum, bir yandan okuyor / resimlere bakıyorum. Gördüğüm bir 'tatlı' feci tanıdık geliyor.
Çok sevdiğim , Osmanlı Restoran'ın mönüsünde , bizim ' Nevzine ' . Kısa bir dumur yaşıyorum önce . Sonra Seviniyorum. Naçizane paylaşımlarımızın beğenilip , kullanılması içimi gıdıklıyor.
( Daha önce de buna benzer birçok hadise yaşadım. Tarif ve fotoğraflarım ; dergi ve gazetelerde, yarışmalarda, çeşitli medyada izinsiz ve kaynak gösterilmeden birçok defa kullanıldı. )
Siz blogcu dostlarımın da mütemadiyen başına geliyor bu durum. En azından nezaketen bir mail ile bilgilendirilebiliriz diye düşünüyorum. Bu bizim için ancak ve ancak 'mutluluk' olurdu. Biz öcü değiliz ki? :)
Yine de sağlık olsun..
Fakat şu çıplak bir gerçek ki; hepimiz az veya çok bloglarımız için zaman ayırıyor, fikir üretiyor / emek sarfediyoruz. Blog tutarken gösterdiğimiz titizliği, çevremizden de beklemek en doğal hakkımız olmalı .
Copy-paste veya emek hırsızlığı yöntemi ile blog tutmak , hiç hoş olmadığı gibi , kul hakkına da giriyor.
Dostlarım;
Kendi içimizde birbirimize güvenmeye, emeklerimize saygı duymaya, haklarımıza riayet etmeye , bloglarımızın güvenilir emanetçileri olmaya devam edelim inşaAllah...
( Cümlelerimden de anlayacağınız üzre , mezkur mevzulardan bahsetmek / üzerinde kafa yormak hiç mi hiç bana göre değil. Bin dereden su getiriyor, lafı geveleyip duruyor - özüme dahi - gına getiriyorum . Ve nihayet; konuyu ışık hızıyla kapatıp, rahatlıyorum. Ohh :)
Şu cevamiu-l kelim 'sizlik bir ton paragrafa neden oluyor . Biri beni durdursun ..
Pataküteleyeceğim kendimi :))
________________________________________________________________________________
Libya olayında tekrar anladım ki, birbirimizin dostu / kardeşi / kıymetlisi olmuşuz biz.
Çok şeyi aşmışız. Geride bırakmışız...
Bağlanmışız...
Zoru başarıp , egolarımızdan sıyrılıp , böylesine içten ve duru bir frekansa müdahil oldu isek, çok daha mutena günler yaşayacağız demektir...
Çünkü güzel görüyor, güzel düşünüyoruz. Güzel düşünüp, hayatımızdan lezzet alıyoruz. Tek yürek olup, birbirimize deliler gibi kenetleniyoruz.
Sizi şöyle sımsıkı sarasım , dostluğumu ve şükranımı defaatle haykırasım var .
Nasıl özlemişim sizleri ziyaret etmeyi / bir arada bulunmayı. Nasıl..
Bu blog , iki cihanda bir olmayı arzulayacağımız nice dostlar, kıymetli dostluklar kazandırdı bize.
Yazılarını okuduğumda , varlıklarını hissettiğimde hücrelerime dek mutluluk katan, en önemlisi 'samimiyetime' inanan ve 'samimiyetine' inandığım dostlar..
Bizi onlara hatırlatan ufacık bir detayda dahi, tüm zarafetleri ile ismimi anan / zatımı onore eden, muhabbetimi tazeleyen, dualarını eksik etmeyen dostlar...
Tamam tamam sustum artık :)
Yazımızı kuru kuruya bitirmek olmaz değil mi?
O zaman bu reçete sizin için geliyooor !
Krem Şantili Poğaça
Bomba bir poğaça. Hakikaten bomba!
Bilirsiniz, bu aralar krem şanti çılgınlığı aldı başını gidiyor hepimizde!!
Canım ablam bülbülün yeri'nde görür görmez bayılmıştım. Muhteviyatında mevcut olan ; krem şanti , son derece ilginç gelmişti. Şimdiye dek denediğim ve tam puan verdiğim en güzel hamurlardan biri.
Yapımı Libya, yayını Kayseri ...
Hamuru çok hoşuma gittiği için bir kısmını tatlı / bir kısmını tuzlu yaptım .
Tuzlunun içine ; kaşar peyniri & sucuk , tatlısına ise nutella koyup, piştikten sonra pudra şekerine buladım.
Çok gevrek / pek leziz oluyor..
Canım annemin kabul gününde de pişirdik bu enfes poğaçalardan. Kapışıldı . Bir çırpıda , iştahla yendi. Herkesçe reçetesi istendi. Anlayacağınız; krem şantili poğaçalar patladı gitti ;)
Hiç durmayın, deneyin derim ..
(Bloglar kapatılınca, mutfağa küsmedik inşaAllah ? Hadi ama lezzet kraliçelerim :)
Malzemeler:
. 1 paket toz krem şanti ( yurt dışındaki arkadaşlarım ; whipping cream powder kullanırsa daha iyi sonuç alır)
. 1 paket tereyağı (250 gr)
. 1 yemek kaşığı kuru maya
. 2 adet yumurta ( Birinin sarısını üzerine sürmek için ayırınız.)
. 1 su bardağı süt
. Kabartma tozu
. 5-6 su bardağı un
. Tatlı için şeker, tuzlu için tuz :)
Yapılışı:
.Yağı, krem şantiyi, yumurtayı karıştırıp, yoğurunuz.
.Sütü ve mayayı karıştırarak, ılık bir yerde 5-10 dakika köpürtüp, karışıma ilave ediniz.
.Elenmiş un ve kabartma tozunu da ekleyip hamuru toparlayınız.
(Arzunuza göre tuz veya şeker katınız.)
.Üzerini kapatıp,dinlendiriniz.
.Hamuru 2 veya 2 parçaya bölüp, yemek tabağı büyüklüğünde açınız.
.Açmış olduğunuz yuvarlağı üçgen şeklinde 6 eşit parçaya bölünüz.
.Geniş kenarlarına harcınızı doldurup,katmer şeklinde sarınız.
Yumurta sarısını sürüp, önceden ısıtılmış 180 dereceli fırında üzerleri kızarana dek pişiriniz.
Afiyet olsun.
*Not: Krem şantinin markası; hamurun kıvamını doğrudan etkiliyor.
Önümüzdeki ay kızımızın doğum yeri olan , Türkmenistan'a gideceğiz inşaAllah. Can kardeşim Jannah ile tekrar bir araya gelmek için ettiğimiz dualar kabul oldu. Allah'ın izni ile kavuşacağız...
O güzel ülkeyi sizlerle birlikte tekrar keşfetmek harika olacak. ( O zamana dek çok fazla yazamasam da , gönlüm yanınızda olacak inşaAllah. )
Zahmette rahmet vardır her daim. Kahrına da Lutfuna da aşığız Rabbim...
Bitirirken:
'' Senin varlığın senin hak ettiğin şey değil! Senin sen olman, senin hiç ummadığın bir iyilik. Allah seni mecburen değil, gönüllü var etti. Allah seni sürekli var kılmaz zorunda da değil, sevdiği için var ediyor. Sevdiği için günahlarını bağışlamay söz veriyor, hatalarını örtüyor. Sevildiğini biliyor musun?
Öyleyse, insan, hiç olmazsa bu kutlu doğum'da bir Muhammedi duruşla durmalı. Elinde olmayanlara hayıflanmak yerine, eline hiç sebepsiz verilenlere ve verileceklere teşekkür telaşında olmalı.''
Kutlu doğum haftamızın nice hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Dualarımızda birbirimizi unutmayalım...
'' Allah için kardeş olanların sevgisi, sebebi daim olduğu için devam eder. Dünya için kardeş olanların sevgisi, sebebi devam etmediği için kısa sürer. Bir an gelir son bulur... ''
* Güzel Haberler :
Nisan ayını boşuna sevmiyorum ben...
* Berkay dayımız Allah'ın izni ile 24 gün sonra askerliğini bitirip, Şırnak'tan dönecek .
*Öznur ve Fatma teyzelerimiz bebiş bekliyor. MaşaAllah subhanAllah...
*Selma kardeşim, ikinci yavrusunu dünyaya getirdi. Hayırlı, uzun ömrü olsun minik paşamızın.
Son olarak hepimizin çok sevdiği , bende de özel bir yeri olan Yeşim ablama, kıymetli ödülü ve kocaman yüreği için binlerce kez teşekkürler.
Sürç-ü lisan etti isem affola
Fi Emani Allah...
Not: Yazımın ima olarak algılanmasını , istemeyerek su-i zana ve gıybete sebep olmasını , konuyla alakası bulunmayan arkadaşlarımı huzursuz etmesini istemediğim için editledim. Biz gül düşünelim ki gülistan olalım. Kul hakkından mazaAllah uzak duralım. İlgi ve desteğiniz için çok teşekkür ederim .
