28 Ekim 2010 Perşembe
3'ü 1 arada! :) (Fransız Usûlü Soğan Çorbası,Milföylü Toplar,Karamelli Pasta)
'Söküklerini dik sözlerinin, dilini kalbine yanaştır; dilinle söylediğini kalbinle de söyle. Dikiş tutmuyorsa şayet, söylenmeyi bırak; sus, kalbinden geçmeyeni diline değdirme..'
Gönülden söylenen sözler,öyle dokunuyor ki ruha,öyle işliyor ki yüreğe.Benliğimizin en 'mutena' hali,samimiyetimizle yoğruluyor.
Her kelime ve dahi her hecesi 'biz' olmaya koşuyor.Blog tutmanın en güzel yanlarından birinin de bu olduğu üzerinde tefekkür ediyorum son günlerde.
İçimi,dilimi şükürle beziyorum.Rabbil Alem'in in hikmeti değil de ne bu? Kalpten kalbe yol kurması,Uveys-el Karani dokusuyla,'görmeden sevdirmesi'.
Blog arkadaşlığı muhabbet kokan,gönlü sürura gark eden,masmavi bir çeşme..
Duygularımız hat safhada bu ara.
Kızımız bir yaş daha büyüdü.Rabbimizin armağanı dünyaya geleli 3 sene oldu.
Duygularımıza ortak olup,halis ifadelerinizle yanımızda olduğunuz,bunu hissettirip,yüreğimizi titrettiğiniz için gönül dolusu şükranlar olsun!
İnanın yazarken yaşadığım duygu yoğunluğu,yorumlarınızı okurken de vücut buldu.Her birinde ayrı bir hayat,ayrı bir hikmet saklı.Kilometlerce uzakta olsak da 'YAKINIZ' ya,sıcağız ya,Allah utandırmasın,nazarlardan saklasın diyelim..
Bu hafta çok renkli / hareketli geçti ve öyle de devam etmekte.Eylül ve Ekim bizim en 'özel' günlerimizin toplandığı aylar.Annem ve babam bu ayda evlenmiş,ben bu ayda doğmuşum,sevdiceğimle bu ayda birbirimize evet dedik..
Vesile ile bol bol pasta,çörek pişirdik.Arkadaşlarımızın da katılımı ile kutlamalarımızda çok hoş vakit geçirdik.Mönüleri ve ayrıntıları zamanla paylaşacağım inşallah.
Cici Blog Hediyesi:)
Efendim,hediyeleşmek kalpleri yumuşatır,içimizi ısıtır.Hele ki 'şu görmeden sevebilmek' mevzu var ya!
İşte tam da o noktada,daha bir okşar sohbetleri,derin bir ihya ile sarıverir içimizi.
Subhanallah,ben sizlere nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum,eksik olmayın ömrümüzden inşaAllah..
Mutlu olabilmek,bazen ince ayrıntılarda saklı demiştik ya:) Birbirimizin mutluluğu ile sevinmek,gülümsemesi ile ısınmak,bir tatlı kelamı ile coşmak,febiha..
Değerli Blogdaşlarımız,Şifalı Yemek Tarifleri,Zencefil ve Tarçın,Aynur (Küçük Hala) ,Zuhal,
Limon Çiçekleri,Sevgilerimle,Azelya ,Sakura,Blush başta olmak üzere,ismimizi anan,gönlünden geçiren/geçirmeyen bütün arkadaşlarıma kalbi selam ve sevgilerimi gönderiyorum. (Beşer şaşar misali unuttuğum arkadaşlarım var ise affola) Bu vesile kendilerini,ziyarette bulunup,cici paylaşımlarına şahit oldum.Daha yakından tanımak istedim,mutluluğum arttı.Armağanlarınızı aldım ve yüreğime sakladım. Çok teşekkür ederim,nice güzellikler,nice başarılar sizinle olsun..
Biliyorum;kuralları ihlal edeceğim lakin ben de bu ödülü bütün arkadaşlarımıza yolluyorum..
Evvet ..
Diyeceklerim çok aslında.Doymuyorum sizlerle hasbihale.Her zaman ki gibi , 'bıdıbıdıcılığım' üzerimde.Fakat gelin görün ki tatlı telaşelerim devam ediyor,postumu yazıp müsadenizi isteyeceğim:)
Acilen 'son yaptığım' tariflere geçiyorum..
So Good French Onin Soup! (Fransız Soğan Çorbası)
Ünlü Fransız Çorbası..
Mutfağınız misler gibi kokuyor pişerken.Üzerinde karabiberle buluşmuş,çıtır ekmek dilimleri (bayan iştah iş başında,acıktım yine galiba:) Kızarmış Kaşar Peyniri ile 'harkulade' bir hale bürünüp,içmeniz,damaklarınızı coşturmanız için sizleri bekliyor.Hani bir ifade vardır ya 'Damak Çatlatan' diye.
Bence bu çorba aynen öyle! Resmen damak çatlatıyor.
Tat kavramı göreceli olsa da,bilhassa doğal antiseptik / antibiotik mahiyetindeki 'Soğan' severler için,enfes bir alternatif..
Malzemeler:
.3 adet soğan
.2 çorba kaşığı tereyağı
.1 çay kaşığı şeker
.1 çorba kaşığı un
.3 su bardağı su
.2 su bardağı et suyu
.3-4 ince dilim ekmek (Kabınızın ölçüsüne göre ayarlayınız.)
.Kaşar peyniri rendesi
.Tuz ve Barahatlar
Yapılışı:
.Soğanları ince ince dilimleyiniz.
.Orta boy tencerede tereyağ ile bir iki dakika kavurduktan sonra şeker ekleyip,karamelize edin.
.1 çorça kaşığı un ekleyip,karıştırmaya devam ediniz.
.Su ve et suyunu ilave ediniz.
.Son olarak tuz ve baharatları katınız.
.Bir iki taşım kaynadıktan sonra kapağını kapatıp dinlendiriniz.
.Bu arada ince dilimlediğiniz ekmeklere karabiber serpip,200 dereceli fırında 10 dakika kadar ısıtınız.
(Veya tavada kızartınız)
.Çorbanızı fırına dayanıklı bir kaba alıp,üzerine ekmek dilimlerini yerleştiriniz.
.Kaşar peyniri rendesine de ekleyip,yine 200 dereceli fırında üzeri kızarana kadar pişiriniz.
(Notlar:Fırındaki kokusunu,o et suyu / barahat ve kaşar peynirinin enfes beraberliğini anlatmak zor.
Çorbanız , peynirler kızarırken hafifçe taşabilir,panik yapmayınız,fransız çorbasının özelliği de odur:)
Afiyet,bal,şeker olsun!
Polenta Eşliğinde Milföylü Top Köfte
Evvet ! Burada milföy yok diyip duruyorum ya,evvel ki akşam market faslımızda milföy görünce,gözlerim fal taşı gibi açıldı! :)
Sevgili Gülo Anne geldi hemen aklıma,'Milföylü Tatlar 'etkinliği için harika bir tevafuk oldu.
Siz hep etkinlik yapsanız da ben de eksik malzemeleri bulsam bu vesileyle:)
Gerçi hazırını bulamasam da zor da olsa yine kendim açacaktım milföyleri,davete icabet sünnettir değil mi?
Doğum günü davetimizde,daha çok 'porsiyonluk' ikramlar hazırladım.
Çok seviyorum böylesini.
Şimdi sizlerle paylaşacağım tarif de porsiyonluk / tek kişilik tariflerden biri.
Son derece basit fakat hakikaten lezzetli.Kaynağı burada..
Mis gibi bir polenta eşliğinde,çıtır çıtır milföyler ve leziz mini köfteler,en sevilen ikramlarımızdan biri oldu..
Malzemeler:
.1 paket milföy
.300 gram kıyma
.1 büyük soğan
.1 yumurta
.Galeta unu
.Tuz ve baharatlar
Yapılışı:
.300 gram kıymaya,bir yumurta,ince rendelediğiniz soğan,tuz ve baharatları katıp iyice yoğurunuz.
.Galeta unu ile kıvamını ayarlayınız.
.Top top yapıp,hafif unlayıp,yağda kızartınız.
.Milföyleri kurabiye kalıplarınızla istediğiniz modelle şekillendiriniz.
.Fırında kabarana kadar pişiriniz.
.Kızarttığınız köftelerin üzerine,kürdanla sabitleyiniz..
(Dilerseniz ikisini de fırında hazıların fakat bu şekilde çok daha leziz oluyor)
Polenta:
Polenta italyan mutfağının vazgeçilmez lezzetlerindien biridir.Et yemekleri ile servis edilir.
Bizim 'mıhlama'mıza benziyor.Libya mutfağında İtalyan esintisi hakim çokça.Dolayısı ile italyan ürünleri de marketlerde kolayca bulunabiliyor.Ben hazır polenta unu kullanıyorum fakat sizler mis gibi mısır unumuzla da aynı lezzette bir polenta elde edebilirsiniz..
Malzemeler:
.250 gram mısır unu
.50-60 gram parmesan peyniri
.1 litre su
.Tuz
Yapılışı:
.1 litre suyu kaynatıp,tuz ekleyiniz.
.Mısır ununu yavaş yavaş katınız.
.Kaynayınca,kapağını kapatıp,10 dakika pişiriniz.
.Ocaktan alıp,10-15 dakika suyunu çekmesini bekleyiniz.
.Son olarak parmesan peyniri katıp,soğuduktan sonra servis ediniz.
(Ben sos olarak kullanacağım için,polenta ununu az tuttum..)
Karamelli Pasta
Son olarak,Sevgili Jibek ve Cahide'nin, blogunda görür görmez gönlümü fetheden,Minti'mizin tasvip ve vesilesi ile hatırlayıp,denediğim: Karamelli Pasta..Karamel aşığı olduğum malumdur yakınlarımca.Bu pastanın 'favorilerimiz' arasına girdiğini rahatlıkla söyleyebilirim.Sizlere de mutlaka tavsiye ederim.Deneyin,görün.
Müptelası olacağınız,övgüyü kat'i surette hak eden bir pasta! Gönül rahatlığı ile kolları sıvayıp,hazırladım ve beni mahcup etmedi.konuklarımız tarafından da tam not aldı.
(Cahide arkadaşıma;çok teşekkür ediyorum bu nefis lezzet için! Minti'mizin karamelli pastası da detaylı aşamaları ile burada . Gönüllerinizden öpüyorum..)
Sevgili Vahide'nin mimini seve seve kabul ediyor,şükranlarımla birlikte,ikinci kez 'Top 5' istatistiklerimi bildiriyorum:
http://cafepepela.blogspot.com/2010/10/grecka-peynir-lolipop-iki-renkli-katmer.html
http://cafepepela.blogspot.com/2010/10/iyi-ki-dogdun-gozumun-nuru.html
http://cafepepela.blogspot.com/2010/08/hurmali-pasta-sticky-date-cake-witk.html
http://cafepepela.blogspot.com/2010/08/irmikli-kedi-dili-pasta-semolina.html
http://cafepepela.blogspot.com/2010/06/libyada-ne-yenir-ne-icilir.html
Sürç-ü Lisan etti isek affola!..
Bir sonraki paylaşımımızda,huzur ve muhabbetle buluşmak üzere..
Biribirimizden 'sevgi ve dua'larımızı eksik etmeyelim.. :)
Şimdiden hayırlı cumalar olsun!
29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun,nice aydınlık yıllara !..
26 Ekim 2010 Salı
YUVALARIMIZIN 'CENNET KUŞLARINA' MEKTUBUMDUR...
'Cennet Kuşlarına' ithafen..
Bi'İsmi Allah..
Biliyorum.Bu yaptığım ilk değil,son da olmayacak .Asırlardır anneden kızına,babadan oğula,atadan toruna yazılan / gelecekte de yazılacak olan tertemiz mektuplardan sadece biri.Halis hislerin ifadesi..
Fakat her şiirin tesiri,her kelamın sihri,her sevginin dile gelişi ayrı düşer gönle.İşte ben de en değerli varlığımın bende uyandırdığı hisleri ve dahi her daim ayık ve ayakta
tuttuğu 'Annelik' kutsiyetinin coşkusunu paylaşmak istedim.
'Paylaşılmayan söz,unutulmaya mahkumdur'.Tam da bu yüzden;sana yazacaklarımı,senin nezdinde 'tüm meleklere' ithaf ediyorum yavrum..
Söz uçar yazı kalır misali,Allah c.c nasip ederse okumayı öğrendiğin senelerde,anneciğinin bu hislerine şahit olunca,sevgi tohumları defaatle yeşersin içinde,yüreğin sıcacık olsun.Aile olmanın,anneliğin,babalığın,evlat mefhumlarının ehemmiyeti ve eşsizliği,tarafından / tarafınızdan tekrar tekrar anlaşılsın / hissedilsin isterim.
Ve şunu bil ki 'gül kokulum' ; yazacaklarım yüreğimdekilerin,zerresi bile olamaz..
Gözbebeğime;
Rabbim'in bizlere en büyük hediyesi,Ses'i,Nefes'i..
Hakkıyla anlatamam ki ben seni canımın taa dibi.
Seni düşlemek,seni istemek kurduğumuz en tatlı hayallerden biriydi.Bu muhabbetimiz yeni bir can,yeni bir hayat,yeni bir ruh ile birleşmeliydi..
Babacığınla evlendiğimizde / kutsal akdimizin davetiyesine : 'Ya Rabbena,bize,gözümün,gönlümüzün süruru olacak eşler ve nesiller nasip eyle,
takvaya sarılanlara önder kıl' yazdırmıştık.İstemiştik ki davetimize icabet eden teyzelerin,amcaların davetiyimize her baktığında duamıza sıcacık aminler desin.Bizleri her anımsadıklarına yüreklerine gülden damlalar akıversin..
Çünkü dünya dua ile dönüyor bitanem.Müthiş bir şekilde her vak'a'ya etki ediyor dua.
Dillerin coşması,Yaradan'a koşması,Rabbimize gönülden sesleniştir dua.
Hayırlısı ile kabul buyrulsun.Bu dünyamızı cennete çevirecek,pırıl pırıl bir 'aile' olabilmek nasip olsun bizlere..
Hamd-u senalar olsun ki 3 sene önce bugünlerde,sen'inle taçlandı bu 'tatlı hikaye'
Ne çabuk büyüdün 'gözümün nuru' ..
Seni gördüğüm ilk saniyeyi hiç unutmuyorum.Kalbim duracak gibiydi.
Sıkıntılarım,ağrılarım,sancılarım kuş oldu uçtu sanki bedenimden.Hafifledim,uçacak gibiydim.
Sana dokunduğumda tekrar doğduğumu hissettim.Avuç içi kadardın,avuç içi kadar aşktın,muhabbettin.Nokta kadar nutfe iken,9 ay 10 gün sonunda can olan,ruh olan
en ilahi tecelliydin.(O, insanı bir damla nutfeden yarattı)
Babacığın,sen ve ben el ele tutuştuğumuzda,'benden geçip,biz olmuştuk',dünyalar bizimdi sanki.Dünya ne ki? Dahaı,yere göğe sığmayan Rahman c.c gönlümüze sığmışçasına,içimizdeydi.
3.950 gram,54 cm,sarı saçlı,mavi gözlü,bir 'yavru' vardı kollarımızda.Başka bir boyuttaydık sanki.Öyle güzeldin ki,o minik burnun,kocaman dudakların,fıldır fıldır bakan 'deniz gözlerin' ..
SubhanAllah! Sana dokunmak,Rabbimize tekrar tekrar aşık olmak / teşekkür etmekti.Kendi başına olamazdı tüm bunlar.Yeri ,göğü ve ikisi arasındaki herşeyi Yaradan'ın,nefes kesici mucizesiydi doğumun.
'Sen' mucizesi ile tümüyle değiştim ben,bambaşka bir kadın oldum.
Tenim,ruhum,bakışım,duruşum! hep 'Sen' oldu..
Evimizin her köşesi cennet kokuyor.Senin her kokun,her soluğun cennetten geliyormuş gibi mutluluğa gark ediyor bizi.
Melekler geziniyor sanki etrafta.Uykusuz kaldığımız gecelerde,güç,kuvvet veriyorlar
bize.Dost olup,elimizden tutuyorlar.
Hasta olup ateşlendiğinde,cayır cayır yanan yüreğime üflüyorlar,geçsin diye.Geçsin de evladına,su olsun,serinlik versin diye.
'Kadınlar zayıftır,anneler kuvvetlidir' diyor Victor Hugo.Hakikaten öyle.Kuvvetliyim daha da kuvvetli olmalıyım.Son nefesime kadar tüm gücümle sarıp sarmalamalıyım seni bebeğim.
Haberlerde canı yanan bir aile,bir anne,bir yavru izlediğimde,etrafta mezkur olaylara şahit olduğumda hüngür hüngür ağlamamın sebebi,annelikten başka ne olabilir?
Seninle hayatı keşfetmek,seninle her renge bürünmek,seninle büyümek,muhteşem bir şey..
En büyük 'imtihanımız',en büyük 'sevgimiz',en büyük 'şefkatimiz'sin sen.
İçimizde öyle bir aşk ki,adını koyamıyorum bile..
Soğuk günlerde güneşim,sıcaklarda yağmurum,karanlığımda yıldızımsın sen.
Öyle saf,öyle temiz ki bakışların.Sana sarılmak,seni koklamak; her doğanla güneşle
yeniden doğmak demek.. (Aşıkın şifası maşukunun yüzüdür,benim şifam,benim merhemim sen ve siz sevdiklerim.)
Evet bebeğim,
Büyüyorsun.Sen büyüdükçe duygularım da büyüyor ve sen büyürken bizleri de büyütüyorsun.
Birlikte yaşadığımız her saniye için senelerce şükretsem,karşılığını verebilir miyim? Asla..
Kalp atışlarını duyduğum saniyeden bu yana ; gerçekten görmeye,duymaya, konuşmaya ,bilmeye, hissetmeye başlamışım ben.
Sen gülünce eriyorum,ağlayınca yanıyorum,yürüyünce koşuyorum,sarılınca ısınıyorum,konuşunca dünyanın en tatlı sesinden,en güzel şiiri duyuyor gibi oluyorum..
Bazen de korkuyorum.
Ahir zamanda olup bitenlere şahit oldukça,seni kadife kutulara saklamak,saçının tek teline zarar gelmesin diye,korumak,merhamet ve şefkatimle sımsıkı sarmak geliyor içimden.Dünyada olup bitenler endilendiriyor beni ah Bitanem,göz bebeğim! Senin saçının teline zarar gelmesin!
Dilerim ki -Rabbim'in bizlere emaneti olan ; seni layıkıyla yetiştirebilir,saliha bir hanımefendi olarak hayata hazırlarız.Hem siretin hem suretin güzel olsun inşaAllah.Nice güzel söze özne olasın fındığım.
Seni son anıma kadar deliler gibi seveceğim ve bunu her zaman gözlerinin içine bakarak,ellerini tutarak söyleyeceğim..
'Seni çoktan çok seviyorum yavrum!' diye haykıracağım.Haykıracağım ki sevildiği bil,kendini sev,insanları sev,hayatı sev.
Güzel göresin ki güzel düşünesin.Güzel düşünüp,hayatından lezzet alasın meleğim.
Sana sütüm,uykusuzluğumm,günlerim,aylarım,yıllarım,herşeyim / herşeyimiz helaldir bebeğim..
Cennet-i alayı 'anaların' ayakları altına sermiş ya Allah Teala.Bunun tahayyülü dahi,insanın nefesini kesiyor,kalp duracak gibi oluyor.Ben bunu hakedecek miyim? diyorum.Yaptığımız yanlışları,hataları sonsuz merhamet ve şefkati ile affet Rabbim ve bana 'saliha bir anne / eş' olabilmeyi nasip et diye dua ediyorum.
Yavrum için,ailem için..
“Bir yıl sonrasını düşünüyorsan buğday ekmeli, on yıl sonrasını düşünüyorsan ağaç dikmeli,yüz yıl sonrasını düşünüyorsan 'insan' yetiştirmelisin.'' Umarım biz de seni hakkıyla yetiştirebiliriz küçücüğüm..
Bize verilen şu ömrü tükettiğimizde,sen ardımızdan devam edecek hayırlı sadakamız ol inşaAllah.Bırakma bizi.Her daim yanımızda ol 'halis dualarınla' e mi çiçeğim..
Hayat hızla akıp gidiyor ellerimizin arasından.Artık hızlı yaşam kuşağındayız ve ben bu ' jet yaşamda',sana ve ailemize dair hiçbir güzelliği kaçırmak istemiyorum.Deli dolu değil,dolu dolu,Doya doya,duya duya derinden yaşamak ve biiznillah en temiz haliyle yaşatmak istiyorum..
Sana ve Aşk'ıma dair hiç bir ayrıntıyı unutmak istemiyorum.Heyecanımı/mutluluğumu her dem taze tutmak ve sevgi ile yoğurmak istiyorum.
''İyi ki doğdun minik sevgilim,gül gibi ömrün olsun!''
Annen Şeyma..
Etiketler:
PEPELA'NIN DÜNYASI
21 Ekim 2010 Perşembe
GREÇKA / PEYNİR LOLİPOP / İKİ RENKLİ KATMER TATLISI ve dahası.. :)
Gönülden selam olsun.
Alışveriş çılgınlığımızı,dur durak bilmeyen 'yenilik' tutkumuzu,belki çoğumuzun farkında olmadığı 'tüketim sevdamızı' müthiş bir dille vurgulamış Gülse Birsel.Düşünüyorum da hakikaten bizleri mutlu eden şeyler 'hep madde' olmuş.Kendimizi onlara vermişiz,eşyanın kölesi olmuşuz.Bunu bilhassa 'şahsıma' da söylüyorum.Neden..? Alışveriş merkezlerine gittiğinizde ihtiyacınız olmayan veya aklınızda bulunmayan birçok ürün resmen sizleri albenisi ile kandırıp,kendine çekiyor,içli içli göz kırpıyor..Ve farkettim ki,'Benim buna ihtiyacım yok,almayacağım' diyebilmek,adeta işkence bizlere.Doymuyoruz,aldıkça acıkıyoruz sanki.Yavrularımızın oyuncaklarından tutun da,evlerimizin perdesine,halılarına,çatalına,bıçağına kadar hep birbirimizle yarışıyoruz.
Maalesef bu zincirin en zayıf halkasının biz bayanlar ve çocuklar olduğu da çıplak bir gerçek.Hırsımız,sahip olma tutkumuz,herşeyin önüne geçmiş resmen,sağır ediyor,gördürmüyor,bildirmiyor hakikati.
Evimizde en azından bir oda 'boş olsa,dünya metalarından kurtulsa' güzel olmaz mı? Dolmak için ; doymak için..
Rabbi'miz c.c ile buluşmak için.O'na en sade halimizle varmak,eşyanın esaretinden uzak doya doya konuşmak,huzra gark olmak için.
Marka olmayacak içinde,öyle her sene değiştirdiğimiz Lcd'ler,şatafatlı perdeler,ağır mobilyalar,lüks şamdanlar da yok.
Nefes alacağımız,'sadeleşeceğimiz' bir oda.Başkası benim hakkında ne demiş,Ayşe kızına ne almış,Ahmetlerin yeni arabası hangi markaymış.. gibi düşünceleri külliyen sıyırıp atacaksın orada.Durulanacaksın,hafifleyeceksin..
Tahayyülü bile ne güzel değil mi?
Mesleklerimiz dolayısı ile mütemadiyen (Bazen 6-7 ayda bir) ev / ülke / şehir değiştiriyoruz.Bakıyorum ki bir süre sonra odaların kapasitesini çoktan aşmış sahip olduklarımız.Alırken mutlu oluyor,kendimizden geçiyoruz. Bir kenara koyduktan,biriktirdikten sonra içimiz daralıyor,sızlatıyor sanki.Yer yok ki? Sığmıyor,sığmadıkça devleşiyor herşey..
Denemek lazım,'yalınlaşmayı,sade olmayı,hafifleymeyi,yükümüzü azaltmayı' denemek..
Ne dersiniz?
Evet..
Bugün sizi kiminle tanıştıracağım biliyor musunuz?
'Bayan Greçka'yla!' :)
Sevgili öğretmenim Tatyana sayesinde tanıyıp,can kardeşim Jannah vesilesi ile hakkında daha derin bilgi sahibi olduğum,mucize gıda.
O zamana kadar nasıl da bilmemişim,haberdar olmamışım diye beni defaatla hayıflandırmıştır.
Tatyana şimdiye kadar tanıdığım en tatlı eğitmenlerden biriydi.55-56 yaşlarında,gece mavisi kısacık saçları,bembeyaz teni ve iri ela gözleri ile,hala dün gibi aklımda duruşu / bakışı.
Okul zamanlarımızda mamafih 'fast food' kültürüne kapılıvermiştik biz de.Sıklıkla patates-cips-kola (!) tüketir olmuştuk.. (Neyse ki kolayla geçen sene yollarımızı ayırdık günde 1 lt kola tüketen ben,bunu başardığıma inanamıyorum hala:)
Bu beslenme tipinin neticesisinde baktım ki fena kilo almışım.Bir gün Tatyana bana greçka ve kefirden söz etti.Bu sayede aldığımız kiloları sağlıkla,doyarak ve keyifle uğurlayacabileceğimizi salık verdi.
Türkiye'de o vakte kadar hiç görmediğim,ne anlama geldiğini de bilmediğim üçgen şeklinde minik minik bir şeydi.
Türkmenistan'da iken Jannah ile sohbetimizin başında,ortasında veya sonunda mutlaka bir 'yemek' mevzu geçerdi.Bir konuşma sırasında Türkiye'de üniversiteye başlayacak kardeşi için market alışverişi yapması gerektiğini söyledi.
'Yiyecek götürmesine luzüm yok balım, orada herşey var' dediğimde,'Abadan' Greçka'sız yapamaz ki dedi.
Market şarttı yani:)
Bayan Greçka orada da karşıma çıkmıştı.Kısa bir araştırma sonucu,greçkanın türkçede 'Kara Buğday' olduğunu öğrendim.
İster tuzlu,isters tatlı olarak pişirebiliyorsunuz.Çorbasını,kekini,ekmeğini,pastasını,kurabiyesini,salatasını,yemeğini hazırlayabiliyorsunuz..(Hiç olmadı sütle kaynatıp,biraz şeker ekleyip öyle yiyin!:)
Ben kızıma küçükken çorbasını içirdim bolca,tam bir şifa bombardımanı.İçersinde yüksek oranda protein bulunuyor,demir fosfor magnezyum deposu,lif içermiyor..
İşin en güzel yanı Gluten 'siz..(Bu konunun ne kadar mühim ve hassas olduğunu bilirsiniz)
Gluten; Çölyak (Celiac) hastalarının kesinlikle kaçınması gereken bir besindir.Çünkü glutenin sindirilmesi o gibi durumlarda mümkün değildir.Glutenli gıdalarda barsak duvarları kızarıp,kabarır,tahriş olur.
Ayrıca Kan Şekerinin kontrolü ve Kalp hastaları için birebir.Saymakla bitiremeyeceğimiz onlarca mucizenin sebebi olan Greçkanın dünya mutfaklarındaki yeri ve önemi bu kadar genişken biz neden duymadık,bilmiyor ve tüketmiyoruz,o da ayrı mes'ele. Ülkemizde yeni yeni tanınan ve satışa sunulan Greçka'yı mutlaka ama mutlaka araştırın ve lütfen bu konunun üzerine düşün arkadaşlar.Zannediyorum greçka ithal eden bir-iki tane Türk firması var.Türkiye'de iken Tansaş'ta bulmuştum.Şimdi hangi marketlerde,hangi markayla satılıyor öğrenmek lazım.Siz de bulursanız veya hali hazırda kullanıyorsanız burada paylaşalım ki diğer arkadaşlarımıza da kolaylık olsun.
Greçka'yı kesinlikle tavsiye ediyorum,daha sağlıklı ve keyifli günler için,greçka yiyin :)!
GREÇKA (KARA BUĞDAY ÇORBASI)
Malzemeler:
•1 su b. karabuğday
•1 çay b. yeşil mercimek
•1 su b. et suyu
•tuz
•su
Terbiyesi için:
•1 kase yoğurt
•3 çorba k. un
•1 su b. soğuk su
Sokaracı için:
•1 soğan
•2 diş sarımsak
•1 çorba k. tereyağı
•Taze nane veya pul biber
Yapılışı:
Tencereye 1 su bardağı haşlanmış karabuğday,1 çay bardağı haşlanmış yeşil mercimek,1 su bardağı et suyu tuz ve su ilave edip kaynamaya bırakın.Sokaracı için 1 adet soğanı ve 2 sarımsağı yemeklik kesin.Tavaya tereyağını alın ve sarımsakları ve soğanı kavurun
Daha sonra taze nane veya pulbiber ilave edip sokaracı karıştırın.Terbiyesi için 1 kase yoğurdun içine 1 su bardağı soğuk su 3 çorba kaşığı un ilave edin ve karıştırın.Daha sonra sıcak su ilave edin ve terbiyeyi ılık hale getirin.Terbiyeyi tencereye ilave edin ve kaynamaya bırakın.Çorbayı servis tabağına alın.Üzerine sokaracı dökün ve servis edin. (Oktay Usta'dan)
(Greçkayı aynı mercimek çorbası yapar gibi , salçalı da pişirebilirsiniz.Burada hayal gücünüzü kullanın,her halükarda güzel oluyor:)
VEJETERYAN PEYNİR LOLİPOPLAR (PANEER LOLLİPOP / CHİCHKEN DRUMSTİCK)
Bir Dilim Bir Tutam Serap Hanım'ın hazırladığı 'Yalancı Tarifler' etkinliğini duydunuz mu?
Çok keyifli geçeceğine eminim.Blogumda bu konsepte uygun 6-7 adet reçete var lakin 'yeni' bir şey yapmak gerekiyordu.Yalancı tarif düşünmekten bir hal oldum:) Sevdiceğime de mütemadiyen sordum durdum,neyin yalancısını yapabilirim?
-Gülüm,yalancı yapmak zorunda mıyız,sahici olsa?
-Tçık..Olmaz,ille de yalancı.. ( ve gülüşmeler .. :)
Aklıma ilk gelenler su böreği,perde pilavı,suşi,kestane topları,işkembe çorbası oldu..
Hatta eşim favorisi olan 'Ispanaklı Pasta'yı' yapmamı önerdi,nefaseti hepimizce malum.
Onu mu yapsam diye düşünürken,şurada gördüğüm Hint Mutfağına ait bir reçete,fikrimi değiştirdi.Etkinlik için biçilmiş kaftandı çünkü!
Tabi ki etli,kıymalı bir köftenin yerini tutmuyor fakat çok leziz.Benim gibi patates ve sebze düşkünleri için de uygun.Şekil sizlere fikir olsun,harcını değiştirebilirsiniz.
(Köfte yapıp,aynı şekilde servis edebilirsiniz.)
Malzemeler:
.2 cup peynir (Orijinalinde Hint Peyniri,fakat siz onun yerine Cottage Cheese veya Süzme Peynir kullanabilirsiniz)
.1 minik zencefil (Soyulmuş,rendelenmiş)
.2 diş sarımsak
.2-3 adet yeşil biber (ince doğranmış)
.2 adet haşlanmış patates (büyük boy)
.1 adet orta boy kırmızı soğan (minik doğranmış)
.1.5 çorba kaşığı soya sosu (opsiyonel)
.Tuz/barahatlar
.2.5 yemek kaşığı mısır nişastası
.1/2 fincan un
.1/2 demet maydanoz
(Kıvamını ayarlamak için galeta unu)
+ 1 adet çiğ patates
Yapılışı:
.Un ve çiğ patates hariç tüm malzemelerle hamur yoğurunuz. (Ne yumuşak ne sert)
.15 dakika buzlukta bekletiniz.
.Çiğ patatesi orta kalınlıkta uzunca doğrayınız.
.Hazırladığınız harçtan avuç ici kadar alıp,patatesin başına geçirip,ampul şekli veriniz.
.Una bulayıp,bol yağda kızartınız.
.İstediğiniz sosla,servis ediniz..
Afiyet, bal ,şeker olsun!
(Tarifin orijinaline bakarsanız,yalancı kemik kısmını oluşturmak için bebek mısır kullanılmış.Ben burada bulamadığımdan cici komşum Turaya'nın şurada yaptığı köftelerden esinlendim,nasıl olmuş? Bu malzemelerde yaklaşık 16 tane vejeteryan Lolipopunuz oluyor.
Patateslerin,köfte içinde kalan kısımları pişmiyor yanlız.Aklınızda olsun:)
İKİ RENKLİ KATMER TATLISI
Sevgili Fedora'nın blogunda görür görmez,beni cezbeden şu tatlıyı bir takım değişiklikler yaparak pişirdim.Çok da güzel oldu.Misafirleriniz için de şık ve lezzetli bir sunum.
Fedora mayalı hazırlamış,ben hem mayalı hem kabartma tozu ile denedim.Mayalılar daha tombik ve sıkı oluyorlar,kabartma tozu ile pişirdiğinizde uzayıp,biraz yayılıyorlar fakat daha leziz oluyorlar:)
Malzemeler:
.Yaklaşık 4 su bardağı un
.1/2 su bardağı süt
.2 yumurta
.3 çorba kaşığı şeker
.1/2 bardak tereyağ veya bitkisel yağ
.1 paket kabartma tozu
.1 paket vanilya
(Mayalı yapacaksanız,kabartma tozu yerine 1/2 çorba kaşığı kuru maya kullanın)
Arasına:
.2 yemek kaşığı kakao
.80 gram hindistan cevizi
.Şurup İçin:
.500 ml su
.500 gram şeker
.Vanilya
.1-2 damla limon suyu
(Şerbeti hazırlayıp,soğutunuz)
Yapılışı:
.Tüm malzemelerle kulak memesi kıvamında bir hamur hazırlayınız.
.Hamuru 4 eşit parçaya bölünüz
.İkisine kakao karıştırınız ve iyice yoğurunuz.
.Kakaolu hamurdan bir tane alıp,orta kalınlıkta açınız,üzerine hindistan cevizi serpiniz.
.Ayrı bir yerde sade hamuru da aynı büyüklükte açıp,kakolu hamurun üzerine seriniz.
.Eşit parçalara bölüp,üçgen şekli elde ediniz.Üçgenleri resimdeki gibi katlayınız.
.Diğer hamurları da bu metodla şekillendiriniz.
.Önceden ısıtılmış 180 derece fırında,yağlı kağıt serdiğiniz tepsi ile hafif kızarana kadar pişiriniz.
.Fırından çıkınca,tatlılar sıcak,şerbet soğucak olacak şekilde buluşturunuz.
.Şerbetini çekmesini bekleyip,kaymakla servis ediniz.. (Bu tür tatlılar şerbetini çabucak çeker,o yüzden şerbette fazla bırakmıyoruz)
Afiyet olsun :)Herkese mutluluk,sağlık,huzur dolu haftalar diliyorum!
Şimdiden tatlı cumalar olsun..
Not:Bir Demlik Sohbet,Sevil ablacığımızın Yonca Gıda iş birliği ile düzenlediği bol keyifli ve hediyeli etkinliğe mutlaka göz atın derim! :)
Sürç-ü lisan etti isek affola
Sevgi ve muhabbetle
Görüşmek üzere.. :)
Etiketler:
APERATİFLER,
TATLILAR,
ÇORBALAR
20 Ekim 2010 Çarşamba
GÜLSE BİRSEL'DEN MÜTHİŞ BİR YAZI..
http://www.sabah.com.tr/Pazar/Yazarlar/birsel/2010/08/15/alisveris_merkezleri_mutluluk_satar_mi?
...
Amerika'nın son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak! Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?"la ilgili. Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına. Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor! Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik 'Mal edinme'nin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesud ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.
YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET!
Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor. Hikâye, psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar. Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka! Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeleslı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp Happy (Mutlu) isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor. New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış! Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.
SANKİ ALIŞVERİŞ İÇİN YAŞIYORUZ
Bittabi, herkes gider Mersin'e, biz... Şu anda ülkede tam bir AVM patlaması yaşanıyor. Buluşmalar, sosyalleşmeler, hafta sonu aile gezmeleri, her tür eğlence hep alışveriş ve merkezleri etrafında dolanıyor. İndirim dükkânlarının kapısındaki kuyruk ve izdihamlar da cabası. Geçen gün haberlerde, yastıkların 1 TL'ye satıldığı bir indirim dükkânında birbirini ezen kalabalığın arasından bir ev kadını, bağırarak kameralara anlatıyor: "Ben altı tane kapabildim, iki oğlum var, onlar da ikişer tane aldı, keşke 10 tane daha taşıyabilseydik! Muhtemelen dört kişi olan bu ailenin 20 adet yastıkla ne yapacağı ise meçhul! Türkler artık mümkün olduğu kadar çok malı, mümkün olduğu kadar çabuk alıp, evlerine götürmek için yaşıyor! Alışverişe niyeti olmayan bile vitrin bakıp hayal kuruyor. Konsere gidip keman çalmayı, müzeye gidip ressam olmayı hayal eden pek az. Hayat amaçlarımız genelde "Bazı ürünleri edinmek," üzerine kurulu. 70'li yıllarda bir siyah beyaz televizyon, bir adet buzdolabı, merdaneli çamaşır makinesi ve salonda üzeri tığ işi örtülü sabit hat telefonu olan her aile kendini son derece zengin ve konforlu hissederdi. Sonra işler yavaş yavaş değişti. Artık cep telefonu bu yılın modeli olmayan vatandaşın devlete isyan edesi var. Almaya doyup 'hayatı sadeleştirme' aşamasına ne zaman geliriz, o meçhul.
Gülse Birsel
Tüm bunları okuyunca,bir arkadaşım şu sözleri geldi aklıma: 'Gözün karnı yok ki doysun?'
Hakikaten doymuyor muyuz? Metaya düştükçe,nefsimiz açlaşıyor mu .
Hep dahası,en dahası mı hedefimiz..?
Eşya bize hizmet edeceğine,biz mi onlara hizmet ediyoruz ?
Hayallerimiz,idaeallerimiz,amaçlarımız hep madde ve dünya üzerine,böylesine gözümüz dönmüşken mamafih ellerimiz arasından kayıp giden nice güzellikleri,kaybediyoruz belki de..
Yüz eşyayla yaşayabilme fikri bile nasıl korkutuyor içimizi değil mi? Yetmez ki ya Hu,yetemez ki (?!)
Uyuduğumuz uykudan tez zamanda uyanabilmek,aslolana ve hakiki değerlere derinden sarılabilmek duasıyla..
'Mutluluk,ayrıntıda saklıdır'..
Paylaşım için sevgili arkadaşımıza teşekkürler..
Sevgi ve muhabbetle! :)
...
Amerika'nın son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak! Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?"la ilgili. Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına. Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor! Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik 'Mal edinme'nin mutluluk getirmediğini öğrenen 'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesud ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga derslerine ve tatillere harcıyorlar.
YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET!
Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap, kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor. Hikâye, psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar. Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk getirmiyor denemez ama parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor! Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka! Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeleslı filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp Happy (Mutlu) isimli bir belgesel üzerinde çalışıyor. New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu plajında bir karavana taşınmış! Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.
SANKİ ALIŞVERİŞ İÇİN YAŞIYORUZ
Bittabi, herkes gider Mersin'e, biz... Şu anda ülkede tam bir AVM patlaması yaşanıyor. Buluşmalar, sosyalleşmeler, hafta sonu aile gezmeleri, her tür eğlence hep alışveriş ve merkezleri etrafında dolanıyor. İndirim dükkânlarının kapısındaki kuyruk ve izdihamlar da cabası. Geçen gün haberlerde, yastıkların 1 TL'ye satıldığı bir indirim dükkânında birbirini ezen kalabalığın arasından bir ev kadını, bağırarak kameralara anlatıyor: "Ben altı tane kapabildim, iki oğlum var, onlar da ikişer tane aldı, keşke 10 tane daha taşıyabilseydik! Muhtemelen dört kişi olan bu ailenin 20 adet yastıkla ne yapacağı ise meçhul! Türkler artık mümkün olduğu kadar çok malı, mümkün olduğu kadar çabuk alıp, evlerine götürmek için yaşıyor! Alışverişe niyeti olmayan bile vitrin bakıp hayal kuruyor. Konsere gidip keman çalmayı, müzeye gidip ressam olmayı hayal eden pek az. Hayat amaçlarımız genelde "Bazı ürünleri edinmek," üzerine kurulu. 70'li yıllarda bir siyah beyaz televizyon, bir adet buzdolabı, merdaneli çamaşır makinesi ve salonda üzeri tığ işi örtülü sabit hat telefonu olan her aile kendini son derece zengin ve konforlu hissederdi. Sonra işler yavaş yavaş değişti. Artık cep telefonu bu yılın modeli olmayan vatandaşın devlete isyan edesi var. Almaya doyup 'hayatı sadeleştirme' aşamasına ne zaman geliriz, o meçhul.
Gülse Birsel
Tüm bunları okuyunca,bir arkadaşım şu sözleri geldi aklıma: 'Gözün karnı yok ki doysun?'
Hakikaten doymuyor muyuz? Metaya düştükçe,nefsimiz açlaşıyor mu .
Hep dahası,en dahası mı hedefimiz..?
Eşya bize hizmet edeceğine,biz mi onlara hizmet ediyoruz ?
Hayallerimiz,idaeallerimiz,amaçlarımız hep madde ve dünya üzerine,böylesine gözümüz dönmüşken mamafih ellerimiz arasından kayıp giden nice güzellikleri,kaybediyoruz belki de..
Yüz eşyayla yaşayabilme fikri bile nasıl korkutuyor içimizi değil mi? Yetmez ki ya Hu,yetemez ki (?!)
Uyuduğumuz uykudan tez zamanda uyanabilmek,aslolana ve hakiki değerlere derinden sarılabilmek duasıyla..
'Mutluluk,ayrıntıda saklıdır'..
Paylaşım için sevgili arkadaşımıza teşekkürler..
Sevgi ve muhabbetle! :)
Etiketler:
PEPELA'NIN DÜNYASI
14 Ekim 2010 Perşembe
MEŞHUR RUS PASTASI:MEDOVİK (RUSSİAN HONEY CAKE)
Hayat ve dönmektir çoğu zaman..
Kapıdan girer girmez gönlünü hoş eden bir duygu kaplar yüreğini..
İçin ısınır,sıcacık olur. Yorgunluğunu bir anda unutuverirsin. Elindekileri şöyle bir kenara bırakıp ; 'siz biraz bekleyin,evimle hasret gidereyim' der, koşa koşa gidersin onunla kucaklaşmaya..
İşte bizde de durum aynen böyle oldu.İçeri girer girmez ; 'Home Sweet Home!' coşkusuyla kabaran özlemimizi giderdik. İçim bu huzur ve sevgi ile dolmuşken, hasbihale geldim,taze taze..
Kızımız her ne kadar Tripoli'de tanıştığı cici arkadaşlarından - özellikle Yağmur'usundan - ayrıldığı için üzülüp, o yaştaki dostlukların kıymetini, değerini, saflığını ve güzelliğini defaatle dirilten sözler sarf etse de odasına kavuşması ve bu heyecanı bir teselli oldu hepimiz için.
Öyle sevindi ki , ''Anneciğim babacığım sizi çok seviyolum. Siz benim tatlı kulu fasülyelelimsiniz! Odamı çok özlemiştim :)) '' cümlesi ile keyiflendirdi bizi.
(Yemek bile yediremedim bir süre. Hadi tatlım birşeyler ye ki daha güçlü olasın,güzelce oynarsın: Hayıl anneciiğim lütfen ben oynamamı bitiliyim acıkıcam söz :)
Aidiyet duygusunun bu denli güçlü ve derin olduğu başka bir mekan olamaz sanırım. O gün çok keyifli uyandık sabaha.
Nitekim, güneşi karşılamayı da çok severim. Ona selam vermeyi ,enerjisiyle başlamayı hayata. Işıltısının had safhada olduğu anlarda , kahvemi alıp, kitap okumaya ise bayılıyorum! ( Sevdiceğimi de hayır ve umut dualarıyla uğurlayıp,birbirimizi Rabbimiz'e emanet ettikten sonra..)
Civcivimiz uyanınca ikinci bir kahvaltı faslının ardından, öğretici ve keyifli oyunlar oynuyor, rengarenk boyuyoruz ömrümüzü..
En büyük dileğim ve dahi duam bizlere bahşedilmiş bu eşsiz armağanı, minik mücevherimizi hayır ve muhabbetle yetiştirebilmek..
O büyüdükçe,benim de içim tazeleniyor. Sevdam, tutkum, coşkum artıyor.
28 Ekimde Allah nasip ederse cennet tenine dokunalı, pamuk ellerini tutalı, ufacık burnuşunu öpeli, bize anne ve babalığı yaşatalı tam 3 sene olacak. Dalıp gidiyorum düşündükçe.
Onun için sakladığımız bembeyaz deftere, şefkatle kavrulan kalbimi döküyorum. Kelamları yettiremiyorum..Layıkıyla ifade edemediğimi hissediyorum. En mühimi ; yüreğime kazıyorum her anı. Yavrumuzla büyüyorum/z, onla daha da anlıyoruz hakiki aşkı ve hayatı..
_______________________________________________________________________________
Muhteşem lezzet Medovik!..
Medovik'in çok çok özel bir yeri vardır bende. Ukrayna'da okul çıkışlarımızda uğradığımız her market ve pastanede bu pastayı görürdük. Çok canımız ister lakin cesaret edip alamazdık. (Muhteviyatında ne olduğunu bilmediğimiz için pek güvenemiyorduk)
Bir gün, dama hazaykamız (ev sahibemiz) Natali ile konuşurken heyecan ve merakla o pastayı sordum. Ne var ne yok , en ince detayıyla öğrenmek istedim.
O anlattıkça gözlerim ışıldadı :))
Hazine bulmuş gibi sevindim...
Meğer Rusların meşhur mu meşhur pastasıymış !
Sırf bu lezzeti tadabilmek için Moskova'ya gidenler olduğunu anlatmıştı.
Adeta büyüleyen, neredeyse rüyalarıma giren bu pastanın tarifini aldığım an dünyalar benim olmuştu sanki!
Bilhassa pasta ve kurabiyelere karşı derin bir tutkum var çünkü. Bu tarz yiyecekler hazırlarken resmen eriyorum , kendimi dahi unutuyorum. Başka bir boyuta geçiyorum :)
Natali ile bu konu hakkında sıkı bir bilgi alışverişi yaptıktan sonra, Medovik'i beraber hazırlamaya karar verdik.
Hem yapım aşamaları, hem pişirmesi, hem yemesi çok keyifliydi! Mütemadiyen medovik yapıp , öğretmenlerime, arkadaşlarıma , sevdiklerime ikram eder olmuştum.
Herkesin damak çatlatan bir tat olduğu hususundaki ortak fikri, beni haliyle çok mutlu ediyordu.
Aynı pastayı Türkmenistan'a taşındığımızda da defalarca yaptım. Orada rus kültürü hakim.
Güzel arkadaşım Jannah'ın babushkası (büyük annesi) nin verdiği tarifle daha da güzel oldu. Gerçi hemen hemen aynıdır muhteviyatı.
Kermeslere, özel günlere en sık götürdüğüm pastalardan biri ve kesinlikle favorimdir. Bol ödüllü olduğunu da söylemeden edemeyeceğim. Türkiye tatillerimizde de yoğun istek üzerine sık sık hazırlarım .
Kuzenlerimle ''Şeyma abla gelince bize o pastadan tekrar yapacaksın değil mi?''
sözleri ile vedalaşıyoruz. Bayılıyorlar! Bayılıyorlar! Son dilimi kapmak için birbirileri ile nasıl yarıştıklarını görmelisiniz:)
Beni görünce ilk hatırladıkları şey Medovik oluyor neredeyse ;) Cicilerim benim.
Yapı itibari ile amonyaklı pastaya benzese de bence daha güzel.
Hazırlayacağınız katları,Petit Beurre bisküvilerin büyüğü gibi düşünün (Bazen bisküvileri minik boyutlarda hazırlayıp, kızım için cici kavanozlara dolduruyor,arzuya bağlı tüketilmek üzre kaldırıyorum)
Bu pastanın en güzel yanı, hamuru gönlünüzce şekillendirebilmenizdir.
Arasına da istediğiniz kremayı sürebilirsiniz (muhallebi,yalancı tavuk göğsü veya herhangi bir puding)
Orijinalinde Sweetened Condensed Milk (Tatlandırışmış Süt) veya çiğ krema+şanti ile hazırlanan bir krema kullanılıyor. Ben farklı farklı yapıyorum. O anki ruh halime bağlı :)
Lakin en çok şantili harcı seviyoruz.
Siz de durmayın dostlarım! :)
Bu eşsiz lezzeti mutlaka ama mutlaka deneyin derim. Burada Libyalı arkadaşlarımın özel günleri için de sıkça hazırladığım Medovik, 7'den 70'e herkesçe inanılmaz seviliyor!
Sade,iddialı ve şık.Ö
mrünüzde bir defa dahi olsa tatmanız gereken lezzetlerden. .ok tanıdık fakat müptelası olacağınız bir lezzet.
Şu bisküvileri bizzat pişirmeniz ve pişerken mutfağınızı saran kokusu, Medovik'i yapmak için yeterli bir neden bence..
Giz 4 dakika'yı hatırlar mısınız? Bisküvilerini ilk pişirdiğimde , onu anımsatmıştı bana. Ortaokul zamanlarıma ; Eskişehir Tepebaşı'na götürmüştü yüreğimi .. :)
Bloga da çok zaman önce eklemiş ve fotoğraflar içime sinmeyince silmiştim.
Reçetelerini heyecanla bekleyen arkadaşlarımın; ne zaman ekleyeceksin,hadi artık! baskıları neticesinde; bugün Medovik'le karşınızdayız efendim! Bu pastayı yiyen herkes hazır olduğunu düşünüyor. Çok sevilen, tadına bakılır bakılmaz tarifi istenen bir pasta..
Benim için en heyecanlı anlardan biri bu ! :)))
Gizli reçetemizi açıklıyorum hazır mıyız?
(Reklamlar bitti, hohh :) Şimdi sadede geliyoruuum.. Geldim :)
MEDOVİK (HONEY CAKE)
Malzemeler:
Hamur İçin:
.3 yumurta
.120 gram tereyağ veya margarin
.1 çay bardağı kadar şeker
.3 çorba kaşığı bal (mümkünse kalitelisini tercih edin,hamurun kıvamını doğrudan etkiliyor.)
.1.5 paket kabartma tozu (orijinalinde karbonat kullanılıyor ben kabartma tozu ile pişiriyorum)
.4 su bardağı kadar un
.1 paket vanilya
Krema İçin:
.Takriben 4 su bardağı çiğ krema
.1 su bardağı şeker
(Dilerseniz 1 kutu Sweetened Condensed Milk)
Hazırlanışı:Hepsini mikserle koyulaşana kadar çırpıyoruz.
Ya da bu krema yerine şurada hazırlamış olduğum Havuçlu Kekin muhallebisini de kullanabilirsiniz..
Not: Orijinalinde kremasına rum da eklenebiliyor.
Yapılışı:
.Evvela üç yumurta ve şekeri iyice çırpınız.
.3 çorba kaşığı dolusu balı bir tavaya alıp,ısıtınız.Isındığında kabartma tozunu katıp köpürene dek pişiriniz ( en fazla 1 dk)
.Köpüren karışımı önceden çırptığınız yumurta ve şekerin bulunduğu kaba ilave ediniz.
.Ayrı bir tavada tereyağ veya margarini eritip ılınınca karışıma katınız.
.Son olarak un ve vanilyayı da azar azar ekleyip,hafif sert bir hamur elde ediniz.
.Hamuru 6' eşit parçaya bölüp,her birini oklava veya merdane yardımı ile,unlu bir zeminde yemek tabağı büyüklüğünde açınız. (Orta boy tencere kapağınızla ölçün ve ondan biraz daha büyük açın)
.Yağlı kağıt serdiğiniz tepsiye bir tane koyup,çatalla birkaç yerinden delerek,önceden ısıtılmış180 derecede yaklaşık 2-3 dk pişiriniz (Sık sık kontrol edin,hemen pişiyor,aman ha yanmasın!)
.Hepsi pişince,tencere kapağı ile kesip,aynı boyda olmalarını sağlayınız.Artan kenarları robotta un haline getiriniz.
(Pastayı süslemede kullanacağız.)
.Pişen bisküvilerden teker teker alıp,aralara / üstüne / dışına kremasını sürünüz,yani pastamız tamamen krema ile kaplanacak,bitince kenarlarını bisküvi unları ile kapatınız.
Not:Ben bazen aralara kremayla birlikte yuvarlak dilimlediğim muzlardan da koyuyorum,güzel oluyor.
Eğer arasına çiğ kremalı harç yerine muhallebi kullanmak isterseniz,ara katlara sürüp dışını 2 paket krem şantiyle hazırladığınız beyaz tabaka ile kaplayınız.
Süslemek için:
.1 büyük tablet sütlü çikolata
.3-4 kaşık çiğ krema
.Çikolatayı benmari usulü eritip krema ile karıştırınız.
.Minik bir poşete veya sıkma torbasına koyup,dilediğiniz şekilde süsleyiniz
(Ben boyuna çizgiler yapıp,kürdan yardımı ile gördüğünüz şekli veriyorum:)
Pastanızı - beklemesi zor biliyorum ama- en az bir gece buzdolabında bekletiniz (normalde 3 gün bekletilir:)
Daha sonra dilediğiniz şekilde kesip,servis ediniz..(Görüntüsüne bayılıp,o gece defalarca buzdolabını açacak,minik bebeğinizi seyretmeye doyamayacaksınız benden söylemesi:)
Bekleyince o sert bisküviler yumuşacık oluyor,bende yumuşak bisküvi aşkı var arkadaşlar,hani kimi kıtır kıtır sever ya,anneciğim bu satırı okurken gülümsüyordur eminim, bisküvileri alır almaz açar dışarda bekletirim bazen yumuşasın diye :))
Son olarak gönüldaşım,tatlı Zeliha' ,cici mahirelerimiz Limon Çiçekleri ve Didem'den bir mektup gelmiş bana..
Sevgili Burcu'mun başlattığı İstatistik Mimi! Her ne kadar mimlerle pek aram olmasa da,bunu çok sevimli ve eğlenceli buldum,keyifle cevaplıyorum! :)
Bizden istenen : en popüler ilk beş postumuzun paylaşılması buyrunuz efenim ..
1) ŞİFA KAYNAĞI 3 CİCİ TARİF: Şuan ki istatistiklerimiz neticesinde ilk sırayı Leziz Patates Çorbası,Kaşarlı Soğanlı Ekmek ve İrmik Lokmalarmızdan oluşan şifa postu kapmış durumda:)
2)MEŞHUR RUS PASTASI MEDOVİK
3)HURMALI PASTA:Epeydir yerini kimseye vermeyen,popüleritesini ısrarla koruyan ve her daim ilk üçe girmeyi başaran,hurmalı pasta .
4)KIYMALI EKMEK RULOLARI / KREMALI HAVUÇ PASTASI:İlginç ve ilginç olduğu kadar leziz bir reçete! Kıymalı ekmek ruloları ve vazgeçilmez lezzet:Kremalı Havuç Pastası..
5)LİBYA'DA YAŞAM:Son yıllarda,yatırım ve çalışma açısından oldukça dikkat çeken bir ülke ,yani cici evim,geçici misafirhanem:Libya,5. sırada!
Not:İlk beşte genelde Adıyaman Patlıcan Kebabı da oluyor, o dikkatinizi çekebilir..
Çok cici ve eğlenceli bir mim olduğu için jet hızıyla gönülden gönüle,blogtan bloga dolaşmakta.Sanırım çoğu arkadaşım mimlenmiş, o yüzden ben hangi 5 arkadaşımı seçeceğimi bilemiyorum , cevaplamak ve katılmak isteyen arkadaşlarım söylesin,yönlendirelim..:)
Bu arada gün geçtikçe daha da mutlu oluyor,sizlerle bizi tanıştırdığı,hoşsohbet ve halis paylaşımlarla,gerçek dostluklara doğru yol aldırdığı için Rabbimize teşekkür ediyorum.Allah utandırmasın,hep böyle kıymetli devam etsin diyelim..Yorumlarınıza tek tek cevap yazmayı,hasbihale dalmayı gönülden diliyor lakin vakit mefhumundan sebep yetiştiremiyorum bazen,ne olur affola..Ben hepsini okur okumaz kalbime saklıyorum,yazdıklarını unutmuyorum:) Eksik olmayın inşaAllah.Size bir daha ki sefere geçen hafta tekrar izlediğim,en sevdiğim filmlerden Juli & Julia'yı anlatmak istiyorum..
Hayırlı cumalar!
Birbirimizi dualarımızda unutmayalım..
Sevgi ve selamlarımla
Etiketler:
KEKLER VE PASTALAR
10 Ekim 2010 Pazar
ŞİFA KAYNAĞI 3 CİCİ TARİF :)
Sesimizin ulaştığı her gönle, sözcüklerimizin yettiği her köşeye selam olsun.
Tripoli tatilimiz sonra erdi.Herşey gerçekten çok güzeldi.Tebdil-i mekandaki ferahlık ve biriktirdiğimiz anılarla,Labraq/Bayda'ya doğru yola çıkma vakti şimdi:)
Bu arada 'Grip' hala benimle, -kızımın deyimiyle sesleniyorum sana : şeni yalamaz gilip seni:)
Pek vefakar,kopamadık birbirimizden:) Kırgınlığımı henüz atlatamadım fakat yine de müthiş bir huzur ve heyecan var içimde.Bavullarımızı hazırlamaya başladık bile.Allah nasip ederse bir daha ki paylaşımımız Bayda'daki evimizde hasıl olacak.Arayı pek açmadan,üç cici tarifle Tripoli kapanışı yapalım istedim.
Sonbahar-kış demek = çorba demektir çoğumuz için.İçimizi ve ruhumuzu ısıtan,çorba:bol şifa! Mideye cila!
Samimi söylüyorum,çorbasız bir hayat düşünemiyorum.
Buz gibi havalarda,avuçlarımın arasında sımsıkı tutuyorum iri çorba bardağımı,huzur demek o benim için.
Çorbalara mutlaka nane katıyor,muhteviyata uygunsa kaşar peyniri rendeliyorum.
Böyle bir takıntım var benim :)
O an,bundan lezzetlisi yoktur diye düşünüp ile bir çırpıda içiveriyorum çorbamı.
Şükrediyorum,ısınıyorum,ısındıkça sekine ile doluyorum.
Ve tekrar anlıyorum ki,mutluluk hakikaten avuçlarımızda,içimizde,dibimizde,çok yakınımızda.
Mutfak bir terapi alanı,sevgi/huzur kaynağı..
Patates çorbasını,evlendiğimiz ilk sene,hatta ilk akşam yemeği davetimizde pişirmiştim :) Çok sevilmişti ki,bu da beni tab'an mutlu etmişti.Çoğumuzun bildiği Bolu Usulü Patates Çorbası'nın bendeki yeri başkadır o yüzden.Her yudumda,Türkmenistan'ı,o taze heyecanımı hatırlatır.
Bu sefer kuzenim vesilesi ile denediğim / içtikten sonra birden gözlerim açılınca şifa kaynağım olduğuna inandığım- Kremalı Patates Çorbası ile geldim size.Yemekteyiz'de görünce not etmiş, beni aradı hemen:) Tarifi alır almaz denedim ve üst üste iki gün pişirdim (Değil mi sevdiceğim?:)
Bizim favori çorbalarımızdan biri oldu diyebilirim. Muhteşem bir tat.Kremayı çorbalarda pek kullanmam fakat süt kreması bir çorbaya bu kadar mı yakışır ya Hu? (Domates çorbasının hasını / katkısızını seviyorum)
Çorbayı içer içmez boğazım yumuşadı,çok iyi hissettim kendimi.Ahh Rabbim dedim,teşekkür ederim,işte buydu istediğim :) Ekstra yağ yok,un yok,soğan yok,sade ve nefis bir çorba,kesinlikle deneyin derim.Garanti ederim.Siz de benim gibi yoğun kıvamlı çorbalardan hoşlanıyorsanız hiç kaçırmayın.
Kremalı Patates Çorbası
Malzemeler:
.4 adet büyük boy patates
.3 bardak su + 2 bardak tavuk suyu (Tavuk suyu mutlaka olsun,o lezzeti yakalamanın püf noktası)
.200 ml süt kreması
.Tuz,karabiber,dilerseniz nane ve köri
Yapılışı:
.Patateslerinizin kabuklarını soyup,yumuşayana kadar haşlayınız.
.Haşlandıktan sonra temiz bir tencereye alıp,3 bardak kaynar su ile bir iki dakika kaynatıp,el blendırınız ile püre haline getiriniz.
.İçersine 2 bardak tavuk suyunu,tuz ve baharatları katınız.
.Kaynadıktan sonra,kremanızı da ekleyip,iyice karıştırınız,sıcacıkken şifa olması üzre servis yapınız. (Dilerseniz,içine minik parçalara ayırdığınız haşlanmış tavuk katabilirsiniz:)
Kaşarlı Soğanlı Ekmek
Bal oğlanın anneciğisi Sevgili Selma'nın düş bahçesinde gezinirken, 'Süper bir ekmek gördüm sanki!'
Onu o anda denemezsem,tez canlılığıma ve iştahıma zeval gelir diye korkup doğru mutfağa koştum. :)
İyi ki denemişim,iyi ki bu enfes tadı tecrübe etmişim!
Göçmen mutfağında Soğan Pidemiz vardır bizim,onu anımsattı bana..
Pişerken çocukluğum,hatıralarım,sevgi,şefkat,özlem koktu ev buram buram.Her köşeye sindi kokusu.
İçime,derinime sindi..
Dün yine yaptım,yapmışken fotoğraflarını da çektim:) Tadı bir yana,enfes kokusu için bile pişirilir bu ekmek! Hele ki kuzinede olursa,yiyemez,kıyamaz,yanında uyuverirsiniz.Çay saatlerinizde,akşam yemeklerinizde,kahvaltı ve brunchlarınızda keyifle tüketebileceğiniz bir ekmek. Tarife buradan ulaşabilirsiniz
Pişirme Notları: Ben 3.5 su bardağı un kullandım.Büyük boy borcamda pişirdim.Kaşar peynirlerini rendelemedim iri iri üzerine serptim.Ayrıca kırmızı soğan yerine beyaz soğan kullandım (Kırmızı ile eminim çok daha leziz olur)
Ekmek pişer pişmez o sıcaklığıyla,dilde bismillah dalın gitsin arkadaşlar! Müthiş oluyor.Fotoğraf çekimleri sırasında,Civcük yanımda,heyecanla ekmeklere kavuşmak için sabırsızlanıyordu.Minik kuşum benim :) Soğumasını bile bekleyemedi....
İRMİK LOKMASI
Son olarak Hilal'imde gördüğüm ödüllü irmik lokmalarını yaptım.Akşam çayında bize eşlik etmesi için hazırladığım bu nefis tattan tevafuken uğrayan,arkadaşlarımız da nasiplendi.Hepimiz tarafından tam puan alan,süper bir tatlı arkadaşlar..! Tavsiyemdir,hiç beklemeyin,deneyin.Ben bir kısmını çikolataya ve daha sonra fındığı buladım bir gün sonra.Aklınızda olsun:)
Önümüzdeki ay Türkiye'de olacağız nasipse,İstanbul-Kayseri-Kocaeli ve belki Ankara dolaylarında :)
En güzel ve en manalı anılarda tekrar buluşmak duasıyla!
Cici pazarlar..
Etiketler:
HAMUR İŞLERİ,
TATLILAR,
ÇORBALAR
HAYAT EVE DÖNMEKTİR ÇOĞU ZAMAN..
BU CÜMLEYİ bir filmden hatırlıyorum. Otobüs sisli bir havada etrafı ağaçlarla kaplı dar bir yolda yol alıyordu. Yanağını otobüsün camına dayamış, düşünceli bir şekilde belki de eve varmayı hayal eden bir kişinin ağzından, yolun sonunda hayal meyal seçilen bir evin görüntüsü eşliğinde söyleniyordu: Hayat eve dönmektir çoğu zaman.
Çocukken akşam ezanı okunmadan eve dönmenin gerekliliği vardı. Akşam ezanı saatine göre eve dönüş zamanı değişirdi. Ezanın okunmasıyla birlikte sokaktaki çocuk sesleri yerini yavaş yavaş sessizlige terk ederdi. O zaman ezan saatinin belirlediği eve dönüş zamanını artık iş bitişi, okul dönüşü, vs. gibi başka durumlar belirliyor ama hayatın asıl olgusu olan eve dönüş fiili hiç değişmiyor.
Bugün hayatı dışarıda yaşamak üzerine bir anlayış hükmediyor. Evden ziyade sokağın, eve dönüşlerden ziyade evden çıkışların teşvik edildiği bir zamandayız. Oysa şairin, ‘Yaşamak değil. Beni bu telâş öldürecek’ dediği gibi, dışarının telâşında kayboluyor insan çoğu zaman.
Dışarının karmaşası boğazını sıktığında, eve giden yol elinden tutar insanın. Dışarıdaki zorunlu insan ilişkileri, şehrin yorgunluğu insanı bunalttığında, ev sığınılacak en güvenli liman olur. İşler ters gittiğinde, hesaplar altüst olduğunda eve dönme umudu avutur insanı. Ayaküstü yaşanan hayatlar çağında belki bir yere ait olmanın verdiği güven ve huzur, belki de içinde bizi bekleyen birilerinin olmasıdır eve dönmeyi bu kadar sevimli kılan.
Bütün canlıların akşam karanlığı çöktüğünde yuvalarına dönmesi gibi, eve dönmek de insanoğlu için doğal bir meyil sanki. En lüks oteller bile evdeki huzuru sağlayamaz meselâ. Eve dönerken hissedilen tatlı huzurun yeri ap ayrıdır. Ev size aittir çünkü, size özeldir, meskendir, sükûnet bulunan yerdir. Evde maske takamaz insanlar, yapmacık davranamazlar. Neyseler odurlar, özgürdürler. Bu yüzdendir ki, Yahya Kemal’in Ankara’nın en çok İstanbul’a dönüş yolunu sevmesi gibi, dışarının da en güzel yeri eve dönüş yolu olsa gerektir.
Kış mevsiminde daha ayrı bir güzeldir eve dönmek. Kış evin mevsimidir, evde yaşanan mevsimdir çünkü. Bazen yağan yagmurda pencerenin kenarında oturup çayını yudumlarken şiirler yazmaktır kış mevsiminde evde olmak. Bazen de soğuk bir kış gecesinde dışarıda esen rüzgârın uğultusunu duyarken sıcak evinizde sımsıcak sohbetler etmektir.
Hayat eve dönmektir çoğu zaman... Sabah evden ayrıldığımızda, okula gittiğimizde, işe gittiğimizde, yolculuğa çıktığımızda, hatta daha kısa mesafeli dışarı çıkmalarımızda bile hedefimiz hep eve dönmektir. Hayat eve dönmek için yaşanır bir anlamda.Ve bu eve dönüşlerin belki de en anlamlısı, "Ve ileyhi'l-masîr" kelâmının işaret ettiği gibi Rabbimize dönüştür.
Umarım bu son dönüşümüz, gerçek evimize, asıl vatanımıza olur...
Hasan Yükselten
Çocukken akşam ezanı okunmadan eve dönmenin gerekliliği vardı. Akşam ezanı saatine göre eve dönüş zamanı değişirdi. Ezanın okunmasıyla birlikte sokaktaki çocuk sesleri yerini yavaş yavaş sessizlige terk ederdi. O zaman ezan saatinin belirlediği eve dönüş zamanını artık iş bitişi, okul dönüşü, vs. gibi başka durumlar belirliyor ama hayatın asıl olgusu olan eve dönüş fiili hiç değişmiyor.
Bugün hayatı dışarıda yaşamak üzerine bir anlayış hükmediyor. Evden ziyade sokağın, eve dönüşlerden ziyade evden çıkışların teşvik edildiği bir zamandayız. Oysa şairin, ‘Yaşamak değil. Beni bu telâş öldürecek’ dediği gibi, dışarının telâşında kayboluyor insan çoğu zaman.
Dışarının karmaşası boğazını sıktığında, eve giden yol elinden tutar insanın. Dışarıdaki zorunlu insan ilişkileri, şehrin yorgunluğu insanı bunalttığında, ev sığınılacak en güvenli liman olur. İşler ters gittiğinde, hesaplar altüst olduğunda eve dönme umudu avutur insanı. Ayaküstü yaşanan hayatlar çağında belki bir yere ait olmanın verdiği güven ve huzur, belki de içinde bizi bekleyen birilerinin olmasıdır eve dönmeyi bu kadar sevimli kılan.
Bütün canlıların akşam karanlığı çöktüğünde yuvalarına dönmesi gibi, eve dönmek de insanoğlu için doğal bir meyil sanki. En lüks oteller bile evdeki huzuru sağlayamaz meselâ. Eve dönerken hissedilen tatlı huzurun yeri ap ayrıdır. Ev size aittir çünkü, size özeldir, meskendir, sükûnet bulunan yerdir. Evde maske takamaz insanlar, yapmacık davranamazlar. Neyseler odurlar, özgürdürler. Bu yüzdendir ki, Yahya Kemal’in Ankara’nın en çok İstanbul’a dönüş yolunu sevmesi gibi, dışarının da en güzel yeri eve dönüş yolu olsa gerektir.
Kış mevsiminde daha ayrı bir güzeldir eve dönmek. Kış evin mevsimidir, evde yaşanan mevsimdir çünkü. Bazen yağan yagmurda pencerenin kenarında oturup çayını yudumlarken şiirler yazmaktır kış mevsiminde evde olmak. Bazen de soğuk bir kış gecesinde dışarıda esen rüzgârın uğultusunu duyarken sıcak evinizde sımsıcak sohbetler etmektir.
Hayat eve dönmektir çoğu zaman... Sabah evden ayrıldığımızda, okula gittiğimizde, işe gittiğimizde, yolculuğa çıktığımızda, hatta daha kısa mesafeli dışarı çıkmalarımızda bile hedefimiz hep eve dönmektir. Hayat eve dönmek için yaşanır bir anlamda.Ve bu eve dönüşlerin belki de en anlamlısı, "Ve ileyhi'l-masîr" kelâmının işaret ettiği gibi Rabbimize dönüştür.
Umarım bu son dönüşümüz, gerçek evimize, asıl vatanımıza olur...
Hasan Yükselten
Etiketler:
PEPELA'NIN DÜNYASI
7 Ekim 2010 Perşembe
ZNOUD EL-SİT (KAYMAKLI PRATİK TATLI)
Herkese gönülden selam olsun!
Sizleri,kardeşlerimi,arkadaşlarımı çok özledim,'reçeteyi' bahane ettim ve geldim:)
Son yazımdan bu yana hayatımda kocaman bir değişiklik oldu.Ne mi ?
Hani anne ve babamızın evlilik yıldönümü idi ya:) ben o gün 1 yaş daha aldım ömrümden,dolu dolu yaş'landım,gözlerimde bu hissin buğusu,yüreğim heyecan kuyusu..
Kalbime bakıyorum şöyle bir.Kim var kim yok,ne az ne çok,neler biriktirmişim,neler saklamışım derinime.Hayatımın muhasebesini yaptım ..
Doğum günüm çok güzel geçti:)
Biricik ailem ve can arkadaşlarım ;samimiyetinizle,sürprizlerinizle,vefanızla iyi ki varsınız,iyi ki bizimlesiniz.
Biliyor musunuz?
Ben büyüdükçe,hayallerim küçülsün istemiyorum,çünkü biliyorum ki hayal kurmak:hayatın ta kendisi.Etrafınızda ki çocuklara,yavrularınıza bir 'Hayal' kurdurun.Neler neler söyleyecekler,şaşırtacaklar,hayran bıracaklar sizi kendilerine.
Çünkü kalpleri tertemiz onların.Ruhları,yürekleri cıvıl cıvıl.Hayata dair kocaman umutları var.İşte biz de aynı enerji ve renkte devam edelim yolumuza,güzel olmaz mı?
Hep çocuk kalalım.Yılmayalım.Şikayet etmeyelim halimizden..
Kendimize kotalar / tabular koymayalım.Helal dairede dilediğimizce coşturalım gönlümüzü,haykıralım.
Seviyorum diyelim ya Hu! Seviiiiiyoruuum!
Hayatı,insanları,yaşamayı çok seviyorum!..
.
Dünyanın sevgi ve dua ile döndüğüne inanıyorum.Şu kısacık ömrümde
güzel dostluklar,vefalı selamlar,gülücükler,sıcacık kalpler dolsun istiyorum ceplerimize.
Yavan selamlar,kuru kelamlar olmasın dünyamızda!
Söylediğimiz hiçbir şey boşa gitmiyor arkadaşlar,ettiğimiz her kelam,yerini buluyor.
Siyah,beyaz ya da gri olarak,akıllara / muhatabımızın ruhuna kazınıyor.
İşte;
Bugün öyle bir merhaba diyelim ki dostumuza,yürekler titresin,gözlerinizin içinde saklı kalmasın umutlar,
kalplerde öksüz bırakılmasın muhabbet tohumları..
SEVGİNİN İFADESİ,SEVGİYİ ARTITIR ya hani,bunu asla aklımızdan çıkarmayalım.Ne olur seviyorum desek,ne olur muhatabımıza içimizden geldiğince sevgimizi söylesek : 'sen ne iyi bir insansın?' desek..İnanın duygularınızı, hayır ve neş'e ile yoğurduğunuzda çok daha mutlu olacak,pozitif düşündüğünüzde her doğan güneşle dirileceksiniz.Sabah uyanır uyanmaz sinirlenmeye ufacık mevzular yüzünden hem kendimizi,
hem sevdiklerimizi üzmeye değer mi? Güne her daim umutla , sevgi ile başlamak duasıyla..
Blogumuzu tutalı 4 ay oluyor.Papatyam'la konuşurken,link verirsen daha iyi olur önerisi,Tülin'imizin yorumlardaki doğrulamayı kaldırırırsan sorun yaşamazsın tavsiyesi , niceleri, hepsi dün gibi aklımda.
Daha kimler saklı / içimde , kimler daimi bilseniz.Ben sizleri tanıdığım için çok mutluyum!
Hem de çok..
Ayrıca bu maceramda,saatlerce,her konu hakkında istişare yaptığımız biricik eşime de gönülden teşekkür ediyorum.Bir lahza sıkılmadan,her an her daim destek ve ümitle sardı beni..Blogun ileride bize kalacak bir hatıra olduğunu hatırlatıp,sadece ve sadece mutlu olmamız için,hayrı / muhabbeti dileyerek devam etmemiz gerektiğiniz altını çizer mütemadiyen..Sevmeye / doya doya hasbihale bile zamanımız yokken hüzünleri,öfkeyi,bencilliği sıyırıp atmalı , kaprislerden , komplekslerden uzak durmalı ki!..
Dünya tatlısı kadın ; hem ablam,hem dostum,hem sırdaşım,biricik annemin de katkısını asla yadsıyamam.Hemen her gün görüşür,tavsiyelerini alırım mutlaka :)
İnanın o da çoğunuzu artık tanımakta.Öyle derin,öyle güzel birşey ki..
Yorumlarınızı eksik etmeyip,bizimle birlikte olduğunuz için gönül dolusu şükranlarımı gönderiyorum sizlere.
Dilerim aynı güzellikte devam eder her şey!
Yorumlar kadar / güzel olan birşey daha var.Okuduğum an adeta yan yana olduğumuzu hissettiren,içime dokunan mailler.Bunu enaniyet olarak değil de,bir memnuniyet / teşekkür olarak algılayın inşallah.
Öyle güzel şeyler yazıyorsunuz ki,hepinizin yüreğine kocaman maşallah..
Eveet:
İki gündür mevsim geçişlerinden ve hava değişiminden sebep, gribin doruklarındayım arkadaşlar,üzerinize afiyet.Gözlerimi zor açıyordum dün.Ağır geçiriyorum,lakin bugün çok şükür daha iyiyim.Çevremizde de su çiçeği salgını var (bol bıdıklı bir yerde kalıyoruz:) Sanırım Civcimiz de çıkaracak,umarım hafif atlatırız.
Gelelim yeni yaşımın ilk reçetesine.
Çok çok kısa zamanda hazırlayacağımız ve son derece leziz yiyecekleri hangimiz sevmeyiz ki?
Böreklik yufkayı Bayda'da fazla bulamadığım için,unuttum diyebilirim.El açması yapıyorum hepsini. (Milföy de dahil)
Fakat ne güzel ki baklava yufkası için aynı şey söz konusu değil.Tatlıya çok düşkün Libya'lılar.
Baklavalık yufkadan nasıl tatlılar yapıyorlar görmelisiniz!
İşte bu da o tatlılardan biri,belki en basiti.Fakat Arap Mutfağında öylesine popüler ki..
İnanın Ramazan ayında bu tatlı için oluşturulan kuyruğu gördüğümde,gözlerime inanamadım. :)
Evde yapmak daha keyifli,daha güvenilir.Çay veya kahvenin yanına çok yakışıyor.İşin güzel kısmı hazırdan hiçbir farkı olmuyor.Hepimizin,hatta mutfağa yeni yeni ısınan kardeşlerimizin bile rahatlıkla yapabileceği,enfes bir baklava.Tadı kesinlikle muhteşem!
Bu aralar hep rulo'lardan gidiyoruz :)
ZNOUD EL-SİT
Malzemeler:
.Baklavalık Yufka (Ben yarım paket kullandım)
.2 paket (370 gram) Qashta veya Kaymak
.Kızartmak için sıvıyağ
.Şerbet (2 bardak su + 2 bardak şeker)
.Servis için şanti,fındık,antep fıstığı v.b
Qashta,arap kreması olarak geçiyor,kaymak da diyebiliriz.Hemen her tatlıda kullanılıyor.Atayif tatlımızda tarifini vermiştik , tekrar hatırlayalım:
Qashta (Kaymak)
.4 su bardağı çiğ krema
.5 çorba kaşığı dolusu mısır nişastası
.3 çorba kaşığı şeker (Tatlı seviyorsanız miktarını artırabilirsiniz)
.1/4 su bardağı ılık su
.1 damla gül suyu (Kullanmayabilirsiniz)
Yapılışı:
.Kremayı tencereye alın ve ısıtın (Kaynatmayın)
.Suda erittiğiniz nişastayı katıp iyice çırpın.
.Son olarak seviyorsanız 1 damla gül suyu ve şekeri de ekleyip ocaktan alın
Znoud El-Sit Yapılışı:
.Baklavalık yufkalarınızı,dörde bölünüz.
.İki kat olacak şekilde yerleştirip,iki kaşık qashta koyunuz.
.Sigara böreği şeklinde sarınız. (Ne sıkı ne bol olacak)
.Bol yağda kızartınız (Bu aşamada dikkat edin,kaymak yağa deyince sıçrama olabiliyor)
.Kızarttıktan sonra ılımış şerbetinize atıp bir iki dakika bekletiniz. (Çıtır çıtır oluyor!)
.Şerbetten alıp,servsi tabağınıza koyunuz.Şanti,çekilmiş fındık veya antep fıstığı serpiştirerek,kaymak veya şanti ile servis ediniz.
(Burada üzerlerini Lemon Flower (limon çiçeği) ile süslüyorlar) Siz vişne de kullabilirsiniz..
Not:Kızarma işlemi sonrasında kaymak yanlardan akabilir,sorun değil,donduktan sonra onları alabilirsiniz.
Peki Qashta veya Kaymak yerine Muhallebi kullansak nasıl olur?
Orijinalindeki tadı yakalayamayız,Znoud El -Sit değil de muhallebili baklava olur o zaman.
Lakin ben öyle deneyeceğim derseniz de , harcınıza mutlaka bir yumurta kırın ve mümkünse irmik katın.
Daha koyu kıvamlı olacaktır.
Çıtır çıtır,damakları coşturacak ve sadece yarım saatinizi alacak bir tatlı arıyorsanız,Znoud El-Sit tam size göre :)
Sevgi ve selamlarımla
Dualarımızda birbirimizi unutmayalım !
Şimdiden herkese hayırlı cumalar olsun.
Not:Ah Zeliha,ziyaretçilerimiz vesilesi ile teşekkür yazından haberdar oldum , böyle şeylerden çekinirim biliyorsun,ihya ettin beni.Eksik olma inşallah.Rabbim c.c muhabbetlerimizi daim etsin,kalpten kalbe her daim yol gitsin.Samimi muhabbetler,çıkarsız arkadaşlıklar için ben teşekkür ederim asıl..Hem size hem hem Bahşeden'e..
Etiketler:
ARAP MUTFAĞI,
TATLILAR
RABBİMİZİN SÖZLERİ IŞIĞINDA KİŞİSEL GELİŞİM
Binlerce yıllık insanlık birikiminin, tüm kişisel gelişim kitaplarının toplamının zerresi bile olamayacağı muhteşem kitaptan kişisel gelişime yönelik (bazı) notlar:
İsra 37: Kibirli olma, alçak gönüllü davran.
Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.
Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.
Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.
Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.
Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.
Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.
Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.
Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.
Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.
İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.
Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.
Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.
Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.
Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.
Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.
Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.
Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.
Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.
Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.
Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.
Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.
Saff 2: Yalandan uzak dur.
Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.
Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.
En'am 50: Ön yargılarla hayatı kendine zehir etme.
En'am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.
Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.
Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.
İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.
İsra 23: Anne ve babana 'off' bile deme.
Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.
Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.
Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.
Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.
Necm 3: İnanma duygunu diri tut.
Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme
Her adımımızda Rıza-ı İlahi'yi gözetmek,el ele,gönül gönüle yürümek duası ile..
İnsan istedikten / gönülden diledikten sonra,nefsini yenebilir,vesveseleri hayatından def edebilir.
Umarım ömrümüzü bu güzellikler eşliğinde yaşar ve iki cihanda saadete gark olacak amellere doğru koşarız.
Yazıyı ve muhteşem ayetleri bizlere tekrar hatırlattıkları için arkadaşlarımıza teşekkürler.
Sevgi ve muhabbetle
İsra 37: Kibirli olma, alçak gönüllü davran.
Müddesir 1-5: Kendini fazla abartma.
Tekvir 25-27: Her şeyin üstesinden gelemeyeceğini asla unutma.
Bakara 156: Çaresizlik tuzağına düşme. Her zaman bir umut ışığı olduğunu aklından çıkarma.
Beled 5-6: Her şeye hakim olmak için uğraşıp hayatı yaşanmaz hale çevirme.
Hucurat 10: Büyüklük kompleksine kapılıp, insanları ezerek arkadaşlarını kendinden uzaklaştırma.
Muhammed 7: İyiliği karşılık beklemeden yap.
Rum 21: Tek başına mutlu olunamayacağını bil. Çevrenin mutluluğu için gayret göster.
Bakara 263: Yaptığın iyilikleri unut. Anlatarak onları kıymetsizleştirme.
Furkan 63: Sana yapılan kötülüğün karşılığını vermek yerine. Öfkenin dinmesini bekle.
İnşirah 1-3: Seni huzursuz edecek işlerden uzak dur. İhtirasını törpüle.
Maun 4-5: Eleştirinin keskin bir bıçak olduğunu unutma. Söyleyeceklerini iyi tart.
Mücadele 7: Hiçbir sırrın sonsuza kadar gizli kalamayacağını unutma.
Rahman 7-9: Çıkarcı olma. Adil davran.
Tekasür 1-2: Kibrine yenilip hep daha fazlasını isteyerek hayatını zehir etme.
Tevbe 40: En zor zamanda bile kesinlikle ümitsizliğe kapılma.
Fatır 19-22: Senden iyi durumda olanlara bakıp üzüleceğine, senden zor durumda olanları görüp rahatla.
Fecr 27-28: En sevdiğin şeyleri, başkalarıyla paylaşmanın keyfine var.
Hakka 33-35: Hayatının vazgeçilmezleri olsun. Onları küçük çıkarlar için asla feda etme.
Haşr 10: Muhatabına güvenmek istiyorsan, önce sen güvenilir ol.
Kalem 1-2: Yazdıklarının ve yaptıklarının peşini bırakmayacağını unutma. Gücünü insanların yararına kullan.
Münafıkun 4: Bencil olma, tebrik etmeyi bil.
Saff 2: Yalandan uzak dur.
Ankebut 41: İyi bir dostun, paha biçilmez olduğunu aklından çıkarma.
Al-i İmran 92: İyilik yapma arzunu, şarta bağlama. Vermek almaktan daha büyük bir ihtiyaçtır, asla unutma.
En'am 50: Ön yargılarla hayatı kendine zehir etme.
En'am 60: Bildiklerinle açıklayamadığın şeyler, hayatının kâbusu olmasın.
Felak 1-5: Korkuların tutsağı olarak yaşamaktan vazgeç.
Hacc 46: Kendini, hep daha iyiye ulaşmak zorunda olduğuna koşullama.
İbrahim 42: Merhametli olmaktan asla vazgeçme.
İsra 23: Anne ve babana 'off' bile deme.
Nisa 149: Kendini sürekli övmekten uzak dur.
Yunus 12: Vazgeçilmez olmadığını kabul et.
Enfal 56: Sözünüzde durmamanın utanç verici olduğunu aklından çıkarma.
Furkan 43: Heveslerini kendine ilah edinme.
Necm 3: İnanma duygunu diri tut.
Nisa 58: Karar verirken, vicdanının sesini duymazlıktan gelme
Her adımımızda Rıza-ı İlahi'yi gözetmek,el ele,gönül gönüle yürümek duası ile..
İnsan istedikten / gönülden diledikten sonra,nefsini yenebilir,vesveseleri hayatından def edebilir.
Umarım ömrümüzü bu güzellikler eşliğinde yaşar ve iki cihanda saadete gark olacak amellere doğru koşarız.
Yazıyı ve muhteşem ayetleri bizlere tekrar hatırlattıkları için arkadaşlarımıza teşekkürler.
Sevgi ve muhabbetle
Etiketler:
PEPELA'NIN DÜNYASI
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





